Boşluk


Yürüyorsun, vitrinlerdeki aynalara bakarak. Ve görmüyorsun beni. Görmüyorsun seni bulutlara nasıl sığdırabileceğimi. Görmüyorsun oturup bir ağacın yalnızlığıyla nasıl konuştuğumu. Görmüyorsun göğsümün boşluğuna dokunan incinmiş sesinin gölgesini. Görmüyorsun. Oysa inandırmıştım kendimi, içimde boğulan sesimin çaresiz çığlıklarını senden başka kimselerin duyamayacağına. Sesim demiştin, örtecek bir sis gibi içindeki kırgınlıkları. Sesini duyunca unutmuştum, güz yağmurlarının dişlediği ellerimin acısını. Gülmüştün. Gülmüştük. Gülümseyen dudaklarının çizgilerinde açan sabah güneşini izler gibi izledim gidişini. Gittin, yalnızlığımın yorgunluğuna güvercinler uçurarak.

İnsanlar eskiyor. Eskiyoruz. Tezgâh altlarında unutulan eşyalar gibi kalakalıyoruz. Garip, sıkılgan, durgun, köhne…

Susuyorsun. Dünya kapatmış gözlerini. Senden başka kimseler yok göğüme kanat çırpsın. Beni öylece koca bir sessizliğe bırakıyorsun. Artık gece olmadan duyuyorum saatlerin takırtısını.

Sevmek, seninle bilinmeyeni keşfetme arzusuydu. Yıldızların yeryüzüne ilk bakışı, bir çocuğun ürkek adımları, göğünün mavisinden mahrum gözlerin burukluğu, elmacık kemiklerinin hayatı onaran canlılığı…

Sevmek, seninle gözün gördüğünü anlamlandırmakmış. Sensiz gözlerim kuyu boşluğu.


Like it? Share with your friends!

Ferhat Birlik
Okuduğum bölüm adına mesleki pek bir şey yapmadım. Uzun zamandır yollardayım. Elimde yeni yetme bir çanta. Güler yüzlü. Kendimi bilmediğim günlerden beridir yazıyorum. Bileceğim güne değin de yazacağım gibi. Yazacağız hayatı, ince elediğimiz tezatlıklarıyla.

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir