Cebimdeki Sorular


Bu dünya bir kâğıda mutluluğumuzu sığdıramayacak kadar kısa bir zaman aralığıyla açıyor bizlere kapılarını. Herkes yarım bir yutkunmanın iç çekişiyle, hüzün ve acının damıtıldığı bir su testisini sırtında taşıyarak sarılıyor hayatına.

Gidiyorsun, kirpiklerine ışıldayan yıldız huzmesine sakladığın yüzünün hüznünü benden gizleyerek. Ellerin toprağı yeşertecek kadar diri, ellerin yeryüzüne düşen ilk cemre, ellerin baharın müjdecisi, ellerin sıcak sıcak… Yağmur yağıyor karanlık yanlarına. Sesini bir çaput gibi bağladığın yüreğimdeki ağacın gölgesinde oturup seni dinliyorum. Ceplerimden taşıp avuçlarımda buruşturduğum sorular senden cevaplar bekliyor.

Akşamüstlerinin kızıllığında solan dudaklarında aşınıyor zaman. Fesleğenler açıyor, sabah güneşine selam duran gözlerinin derinliğindeki göğün maviliklerinde. Gidiyorsun diye sarı bir kelebeğin kanatlarındaki boşluğa gizledim adını, çamurlaşmış kalpleriyle kimseler görmesin diye.

Ölü bir kuyudan sarkıyorsun. Saçların yarının tedirginliğiyle geriliyor. Susuyorsun, saksılarda yeşermeyen çiçekler gibi. Susuyorsun ve ben bu suskunluğun sarkacında çığlık çığlığa eziliyorum. Sözlerim buruşuyor içimde biriktirdiğim şiir defterlerinde.

Geceden korkup kendi karanlığına sığınıyorsun. Gözlerin damla damla dövüyor duvarlara yansıyan hatıraları. Bir bıçak gibi yarıyorken şarkılar geceyi, hayaller bulut bulut köpürüyor. Kirpiklerinde asılı kalmış korkuların. Korkuyorsun; aynaya yansıyan yüzlerden, kimselere benzemeyip ezilen gölgelerden, göğün rahmetinden, sabahın serinliğinden, ellerine sığmayan ellerimden… Korkuların bir sarmaşık gibi sarıyorken gülüşündeki çekingenliği, umursamaz bir edayla gidiyorsun.

Geceler uzuyor. Geceler, kuşların yer edinip nemli elbiselerin serildiği iplikler gibi bir yana çekiştiriyor kendini. Her bir yanı açıkta. Işığım sönüyor. Bu karanlığın içinde kendime sığınacak bir yer arıyorum. Ve anlıyorum ki insanın sığınacağı tek yer, kendi içinde var ettiği balkonsuz evlermiş.

Yürüyorsun, hiç bilmediğim kokunu kamburlaşmış sokaklarda ardında bırakarak. Vitrinlerde seni izleyen ışıklı eşyalara, evlerden kovulmuş siluetlere, kederi cam diplerindeki sarkıtlarda damıtan kar sularına aldırmıyorsun. Bulanık su birikintilerine yansıyor yüzün. Eziyorsun yerdeki yansımanı, damlalarını dört bir yana sıçratarak. Uyanıyorum sesinin özleminde uyuduğum soğuk terli rüyalarımdan. Ve beni, hayatın bir dağ eteğinde kabarıp kaybolan sis bulutundan öteye gidemeyeceğine inandırıyorsun.

Denizin dalgınlığında açılan güneşin aydınlattığı rıhtımda, uyuklayan bir tekneye gölgeni dışarda bırakarak biniyorsun. Sırtın dünyaya dönük. Çocuk zarafetinde dokunduğun bukleli saçların güneşi utandırıyor. Uzaklara bakıyorsun. Uzaklara bakmayı seviyorsun. “Bir iç çekiş, bir kaçış, bir hayal, bir varış, bir arayış…” diyorsun. Ben ise susuyorum, geleceğin ve umudun denizde köpürerek yok oluşlarını izleyerek.


Like it? Share with your friends!

Ferhat Birlik
Okuduğum bölüm adına mesleki pek bir şey yapmadım. Uzun zamandır yollardayım. Elimde yeni yetme bir çanta. Güler yüzlü. Kendimi bilmediğim günlerden beridir yazıyorum. Bileceğim güne değin de yazacağım gibi. Yazacağız hayatı, ince elediğimiz tezatlıklarıyla.

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir