Çıplak Vücutlar


Uçurumdan atlayan kadının ümidi kadar herkesin umudu olsaydı, yeryüzü nasıl olurdu? Başından ayağına kadar ateşler içinde yanan adamdaki özgürlük, çocuğun içindeki art niyetsiz şeytan tanınırdı. Kaynayan çayın altında sadece kendini bilen saf su fark edilirdi. Kim kötü durumdaydı ki; aslında herkes iyi durumdaydı. Peki, o bunları fark edebilecek miydi?     

Bahçeye dönüştürdüğüm minicik balkonumda, incecik sırtıyla, olmayan kolları ile yerimi ayıran sandalyeme oturduğumda en çok zevk aldığım eylemlerimden biri karşı komşumu tanımaya çalışmaktı. Balkonumdan en net gördüğüm odası mutfağıydı. Her zamanki gibi camları açıktı, içerideki sesler dışarıdan duyuluyordu. Sanki her şeyin yeri kırılarak değişiyordu. Hâlbuki yemek yapmaya hazırlanıyormuş. Kap kaçak bu sesi asla çıkaramazdı. Bu kadının anlatmak istedikleri vardı, ancak dinleyeni yoktu. Yanan ocağa gözlerini dikti.

 ‘Saatlerce boşa harcanan zaman, iki avuçluk mideyi doyurmak için miydi? Bunun için ise, küçücük mideyi büyütmek neyin çabasıydı! Belki de sebebi sadece dünyadaki çöpleri çoğaltmaktı.’

Bunları düşünürken hırçın sulara dönüyordu. İşte o zaman bakışları, konuşmaları, oturuşu-kalkışı değişiyordu. Hiç sevmemesine rağmen yemek yapmak onun için büyük bir zevke dönüşüyordu. Her gün sadece bir tencere aş pişirip, gelecek olanları bekliyordu.

‘Baharatları yağla karıştırırken, çıplak vücutları kimseyle muhatap olmuyordu, edebiyle nefes alıp veriyordu. Herkes her zerresiyle gördükleri karşısında edebiyle oturuyor, edebiyle konuşuyordu. Peki ya insanlar kaptaki baharatlara benzeyebildi mi? Var olan bacağıyla, göğsüyle, söyledikleriyle olduğu gibi yaşayabildi mi? Sahibi olduğu bedene aitlik hissi vermeyip, her seferinde ayıp sayıp sonra sahip çık emri veren zifiri insanları diğerleri gibi hiç sevemedim. Edebiyle çıplak vücutlara bakanlar gibi olmasaydım, duyduğum bütün kötü kelimeleri sayabilirdim, hepsi de onlara uygundu aslında. Aklımla sevmekten vazgeçtiğim gün, duyacaklardı. Ama ben aklımla yaşadığım aşktan, sevgiden vazgeçebilecek miydim?’   

Bu cümleleri söyledikten sonra yorgun değildi ama ümitsizdi. Ormanları kaplayan ağaçların üstünde uyumak istiyordu. Tuhaf olduğu kadar çok da hoştu. Aklıma kışın ne yapacağı sorusu geldi. Bunu düşünmediğinden emindim. Neredeyse yemek pişmişti. Tencerenin kapağını açtığında yüzüne gelen buharla, bir anda yönünü değiştirdi. Camdan dışarıya başını çıkardı. O an beni görecek diye korkup nefesimi tutmuşken, daha sapsarı parlamamış olan aya bakıp, daldı. Sonra yemeği aklına geldi ve sohbetine devam etti.

‘Herkes ay da yürümek istiyor. Hatta orada bir salıncakta sallanmak… Ay olmak varken; dünya gibi, her an dönen ayda yürümek istemenin anlamı neydi? Olmak yerine onu elde etme arzusundan olsa gerek. Bunun peşinde koşanlar var ya onlar her yeri karıştırırdı. Biri diğerini asla kabul etmezdi. Kendi kaşı herkesten farklıyken hem de herkesinkine benziyorken. Onların ruhu meyveyi veren ağaç olmak yerine, o ağaçtaki meyveyi koparmayı yeğler. Yedikten sonra gözü uykusunda bile başka ağaca döner. Çünkü elinde sahip olduğu niteliği yoktur. Neden çekiyordum bu insanları? Hiç birinden nefret etmiyordum, beddua etsem tutacak ama etmiyordum. Yüzlerini görmemek için de uğraşmıyordum.’

Son kez bir eksiği var mı diye yemeğini tattı. Her şeyin bir araya katışması güzel bir lezzet çıkartmıştı. Saatine baktığında, beklediklerinin eve dönmesine az kaldığını fark etti. Hızlı bir şekilde oturma odasının köşesine konulan masaya sofrasını kurdu. Odadaki koltuklar birbirinden farklıydı. Yastıklar sırtlarında değil ayaklarını koyacakları yerdeydi. Teker teker zil çalındı. Hepsi ellerini yıkadı, sofranın başına toplandı. Tabaklar da kaşıklar da koltuklar gibi birbirine benzemiyordu. Hepsi farklı desende ve renkteydi. Herkes konulan yemeği ağzına götürürken o ise pişirdiği yemeğe öylece bakıyordu.

Bu kadının şimdi büyük bir derdi vardı. Bu kadar konuştuğu yemeği nasıl yiyecekti? 


Like it? Share with your friends!

4 shares
Merve Yıldız Özbek
Uluslararası Ticaret mezunuyum. Yazmak, insana dair gördüğüm anları ve duyguları tanımladığım yer.

4 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Mervecim dün yoğundum yazamadım ellerine sağlık,hem farklı, hem tanıdık, bir çok yerde hissettiklerimle karşılaştım.

Send this to a friend