Dönüşüm


Yağan karın başından aşağı dökülmesi yavaşlamasına yetmezdi. Deli gibi koşuyordu. Ne havanın buz gibi olması canını yakabilirdi ne de üzerine bayağı bir ağırlık yapmış ıslak kıyafetleri. Koşmasının sebebini de bilmiyordu gerçi. İçeride bir yerde biriktirdiği ve aniden patlama noktasına gelmiş enerjiyi yakması gerekiyordu. Gören bir şeyden kaçıyor sanabilirdi. Öylesine hızlı, öylesine sürerliydi ki beyaz gecede süzülüşü. Üzerinde bir yandan arenada düşmanını haklamış bir gladyatörün mağruriyeti, bir yandan da azat edilmiş bir kölenin yıllanmış mahcubiyeti vardı.

Üşümesini engelleyen içindeki harareti biri ile paylaşmaya can atıyordu. Ama etrafında sevincine ortak olacak birinin olmaması da mühim değildi. Zaten şehrin bu mevsiminde buralarda kimse olmazdı. Hatta bu durumu sorgulamak bile zihnini boşu boşuna yormak gibi geldi bir an.  Dönüp kendine baktığında aslında o da hoşlanmıyordu bu şehrin ayazından.  Ama durdurabilir miydi ki içindeki safi coşkuyu?

Çıplak ayakla bastığı yerlerin soğuğunu dahi hissedecek durumda değildi. Belki yarın ayağının altında oluşan kabarcıkları patlatmak ile uğraşacaktı. Ama diyorum ya umurunda değildi. Ömrünün ilk özgür dakikalarını bembeyaz karın ahenk ü nevasında huzura bir selam vererek geçirecekti.

Tuğba Beyca


Beğendiniz mi? Lütfen paylaşın!

3 shares
Tuğba Beyca

Öz arayışını sürdürüyorken, yazma sevdasına tutulmuş; edebiyat ile felsefe arasında gidip gelen, sırtı doğuya dayalı-yüzü batıya dönük, bir filolog, edebiyat tutkunu, çırak filozof.

4 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend