Pelikanlar


Üzgün görünüyorsun.  Başın yere doğru yavaşça eğilmiş. Koltuğun tahta kenarlarına kollarını dayamışsın. İç çeksen bunu duyarmışım gibi geliyor. Hüzünlü günlerin kıyısında gezmeyi en çok seven insan olduğunu bilmiyormuşçasına bu fikirlere kapılıyorum. Buna birlikte epey gülebilirdik. Yine de neye üzülüyor olduğunu merak ediyorum. Ruhumun seni izleyen parçası, sadece beton bir kütleden oluşuyormuş gibi hissettiren bu binadan yalnızca seni geride bırakarak ayrılıyor. Yolun karşı kıyısına geçiyorum. Gördüğüm en virane yapılardan biri burası. Dört parça tahta ayağı dikerek kurulan bir odayı andırıyor. Naylon muşambayı açıp içeriye girecekken bir kadın bileğimi kavrıyor. “Pelikanların göç mevsimi geldi, dikkatli ol.” diyor. Orta yaşlı simsiyah saçlara sahip kadının sesindeki gerginlik tüm vücudumda kendine bir yankı buluyor. Ama yine de ne demek istediğini bir türlü kavrayamıyorum. Daha önce bir pelikanı tanımadığımı kabul etmeye yarayacak türden bir açıklama oluyor. Hangi mevsimin göçüne katılacaklarını bilmediğim kuşlar.  Hangi yiyeceklerden yerler, hangi ses tonunuzu kullanırsanız size yaklaşırlar, saldırganlar mıdır? Balıkçı kayıklarına yaklaşıp bir sepeti andıran gagasına bir balığı dolduruşunu hayal ediyorum. Yine de göç edişinizin benim için nasıl bir anlam ifade etmesi gerektiği konusunda kararsızım. Silkelenip muşambayı tamamen kaldırıyorum. Harabenin içi de en az dışı kadar karanlık. Korktuğum kadar kötü kokmuyor. Karşımdaki duvarın dibinde yatan evsiz ve sol ayak ucumda yatan kadının içerinin nemli ve soğuk havasına nasıl tahammül edebildiklerini bilmiyorum. Kadını dürtüyorum. Artık uyanması ve hayata dönmesi gereken bir ayıyı aylar sonra yuvasından çıkarmaya çalışmaya benziyor. Nefes alıyor olsa da doğru düzgün bir tepki vermemesi karşısında benim de öylece kalakalmama sebep olan kehaneti tekrarlıyorum.

“Pelikanlar geliyormuş.”

Tüm ısrarlarıma rağmen bir an bile kıpırdamamış göz kapakları hızla aralanıyor. Yerinden kalkmak doğru tabir olmaz, adeta bir şimşek gibi fırlıyor. Odanın rutubetli havasını içine çekip “Durma öyle yardım et.” diyor. Gizli bir şifreyi mırıldandığımı sanıyorum. Benim dışımda herkesin vakıf olduğu bir sırrı bilincinde olmadan doğru yere ulaştırmaya benzer bir his. Kapıyı girdiğim kıyısından tutup sıkıca örtüyor. Ardından bir humma gibi bağırışları duyuluyor kuşların. Onlarca pelikanın geçişine tanık oluyoruz. Kulaklarımızı delen seslerini azaltmaya aramızdaki ince naylonun hiçbir faydası yok. Sonra içlerinden biri; beni, kadını ya da adamı bulmuş gibi yapışıyor şeffaf plastik örtüye. Ve sırayla onu takip eden diğerleri geliyor. Hissedebildiğim tek şey korku oluyor. Bu korkunun nasıl tarifini yapabileceğimi bilmiyorum. Pelikanların aramızdakini yırtıp üzerimize doğru uçabileceğini hayal edebiliyorum. Gagalarının saçlarımın arasına girip kargacık burgacık bir hale gelene kadar gagalanacağımı sanıyorum. Bir kuş. Hem de yırtıcı olmayan bir kuşun size zarar veremeyeceğini biliyor dahi olsanız köşeye sıkışmış olmanın verdiği çaresizlik böyle hissetmenize sebep oluyor. On dakika öncesine dek bu kadar çok kuş sesini şehrin içinde duyabileceğimi hayal dahi etmezdim. Köşede sızmış gibi yatan adam da kalkıyor. Onun uyanışıyla birlikte ortalık da yavaşça sakinleşiyor. Yüreğim örtünün sallanışlarına rağmen tüm sarsıntıya dayanabilmiş olmasının muhasebesini yapıyor. Yavaşça aralayıp dışarıya bakıyoruz. Bitkin görünüyor şehir. Biraz önce seni bıraktığım beton yapıya şimdi koşmak zorunda olduğumuzu biliyorum. Dört kişiyiz harabeden çıkarken. Tekrar sana döndüğümde orada yoksun. Nereye gittiğinin bir cevabı yok. Köşede duran sırt çantamı alıyorum. Senin postacı çantanın tam yanında. Hep orada durması gerektiği hissine kapılıyorum. Ama orada kalamayacağını bilerek kavrıyorum çantamı. Daha güvenli bir yere ulaşmak umuduyla merdivenlerden yukarı çıkıyorum.


Like it? Share with your friends!

1 share
Mine Türk
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji mezunu, kendi yolunu bulmaya çalışan bir birey. Bu süreçte yolda olmanın keyfini sürüp bunu diğer insanlarla da paylaşma taraftarı

6 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Çok duru bir anlatım olmuş,okudukça okuyası geliyor insanın biraz daha uzayıp gitse diye içimden geçirmedim desen yalan olur. 🙂 Yazılarınızın devamını bekliyoruz…

  2. Film incelemelerini okurken kullandığın dili beğenmiştim. Ama denemelerde bu kadar güçlü bir kalemin olduğunu tahmin edememiştim açıkçası. Duyguları kelimelere sarmalarken, oradaki ruh halini ve atmosferi güzel bir biçimde karşıya aktarıyorsun. Olağan akışında giden duygu yoğunluklu bir yazı birden bir olayın içine giriyor ve şiirsel bir tonda sonuçlanıyor. Biraz daha uzayıp gitse okunur tabi ama bence yerinde bitmiş. Tebrik ederim.

  3. Yeni keşfettim yazılarınızı, biraz da geç kaldım. Ama keşfetmiş olmak da şimdilik tatmin ediyor, geç kalmışlığıma dövünmek için henüz zaman yok. Yeni yazılarınıza geçeceğim çünkü. Kaleminize sağlık.

Send this to a friend