Tatlı Umut


Atalar, canım atalarımız, her zaman doğru laf etmemişler midir? Haydan gelen huya giderden tutun da ayağını yorganına göre uzata; iki dinle bir söyleden acele işe şeytan karışıra, daha neler neler. Gözüne gözüne bastırırlar doğruların. Ne de olsa binlerce yılın tecrübeleri saklı bu ifadelerde. Kültürümüzün bu köklü mirası taşımasından hep gurur duymuşumdur.

Bugünlerde hepimizi çileden çıkartan malum pandemi tükenmişliğinden kendimizi sıyırmak için bol dozda tekrar etmeyi tavsiye ettiğim atasözü ise ‘gün doğmadan neler doğar’ olacak. Her konuda hayran bırakan yorumları olan atalarımızın, geleceğe umutla bakmanın doğruluğu hakkında da yanılmayacağına canıgönülden inanıyorum.

Yağmurun ardından yeryüzüne yayılan toprak kokusunu getirelim aklımıza, Yirmi ay hamilelik sürecinin sonuna gelen filin, yeni doğmuş yavrusunu, hortumuyla desteklediği belirsin gözümüzün önünde. Zorlu bir ameliyattan çıkan bir doktoru düşünelim, başarı oranı düşük olsa da üstesinden gelmiş. Geç de olsa konuşabilmeyi başarmış bir bebeği, kör de olsa hayata tutunabilmiş kör bir sokak kedisini kucaklayalım. Kendimizi düşünelim sonra. Hepimizin yaşayacak güneşli günleri var… 

Bizlerin, yaşamlarımızı sürdürebilmemiz için suya, gıdaya ihtiyaç duyduğumuz kadar umuda da ihtiyacımızın olduğu aşikarken, sonsuz alternatif ve çoklu seçimlerle bezeli hayatımızda; kalabalık duygu tarlasından, yüklü miktarda umudun yanında gayreti de hasat etmemiz gerekir ki pusulamız şaşmasın. Mario oynarken birkaç bölümü kaybedince pes edip prensesi kurtarmasaydık ya da sıfırcı fizik hocamızın kanaat notu kullanacağına dair umudumuz olmasaydı bugün aynı biz olur muyduk?

Dünyaca tecrübe ettiğimiz bu zorlu süreçten geçerken, bu günleri geride bırakacağımızın umudunu taşımanın yanı sıra, kıymetini belki de yeni yeni anladığımız özgürlüklerimiz bizlerin motivasyonu olsun. Ağzımızda burnumuzda maskeler olmadan nefes alabilmek, ailemizi istediğimiz saatlerde ziyaret edebilmek, tam da soğanı kavururken fark ettiğimiz dibi gelen salçanın yerine yenisini alması için çocuğu bir koşu bakkala göndermek, canımız sıkılınca ver elini sahillere, çay bahçelerine gidebilmek, iki kadeh tokuşturabilmek ne büyük özgürlükmüş a dostlar. Son olarak büyük filozof Mevlana’nın sözleriyle yazımı noktalamak isterim: Bu da geçer ya hu!

Dilek GÜLCÜ


Like it? Share with your friends!

Dilek Gülcü
Kafası karışık, zamansızlığa hapis, kitapsever, müzikdinler, enstrumanist, yazar da çizemez, kedi annesi, çok düşünür az konuşur kurumsal hayatın içinde dünyalı bir yolcu. Şimdilik...

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Hem içimizde hem de dışarıda güneşli günlere tez zamanda kavuşmak dileğiyle… tebrikler Dilek