Yalnızlık


Yağmurun ritmine bırakmıştım kendimi. Keman sesinin gerisinde arp sesi yüzyıllar ötesinden tınlıyordu çise çise. Işıltılı bir dünyaya açıyordum gözlerimi. “(Bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan ve açan; yalnız anlıyor içimde bir şey gözlerinin sesini güllerden derin olan) kimsenin yok yağmurun bile böyle küçük elleri’’… Edward Estlin Cummings’in dizeleri sızıyordu yüreğime.

Mavi, göz alıcı ve berraktı kırmızıyla dans ederken. Bir palmiye ağacının yaprakları yelpazeliyordu sonbaharın diri akşamlarını. Soğuktu, gök gürlüyor, simsiyah bulutlar giderek çoğalıyordu. Müziğin ritmi, yağmurun ritmi altında iki büklüm eziliyordu. Birkaç sakız sardunyası göz kırpıyordu sevinçle. Her damla yeni bir notaya evriliyor, suretlerin gizemli kanatları yeni şarkılar besteliyordu. Gökle yer, karanlıkta birleşiyordu. Bütün bu yapılıp bozulmalar, iç çekişler, kahkahalar, sonsuz boyutların tükenmez yolculukları… Ulu yalnızlıklar böyle havalarda nefes alıyordu. Söylenmemiş sözler karışıyordu damlalara. Sislerin arkasında aşk, baş döndürücü bir toprak kokusuna eşlik ediyordu. Uzun kış akşamları gelmeden karamsarlığımı atmalıydım üzerimden. Sonuçta hepimiz yalnız değil miydik? Günümüz yalnızlığının başat kelimesi değil miydi anlaşılamamak?

Her şey göründüğü gibi miydi? Ulu yalnızlıklar aslında en yüce tesellilerimiz değil miydi? Sözümüzü İbn Arabi Hz. ile taçlandıralım; “Sonsuzluk yolcusunun yalnızlıkla ilişkisi, Allah ile insan kalbi arasındaki ilişkiye benzer. Nasıl ki, Yaratıcı, en büyük tecellisini insan kalbinde buluyor, aynen bunun gibi, insan da en yüce tecellisini yalnızlıkta bulur…”

Gülgün BİLGİÇ


Like it? Share with your friends!

Gülgün Bilgiç
Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü öğrencisiyim. Yazmak anlamın melodisi, edebiyat bitmeyen senfoni... Dileğim çığlıklara tercüman olmak, şeffaf bir aralıkta yüreklere dokunabilmek...

4 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir