Yaşlanmayan Gözler


Gözü yaşlı olmayalım da, varsın yaşlı olalım. Yaş olmasın, ne gözümüzde, ne de başka yerimizde. Gelecek kaygısı dedikleri bu mu yoksa? Endişelenmek, gelecek de bir gün gelecek demek. Bu günümüzü halletmişiz gibi, geleceği, özellikle yaşlılığınızı neden bu kadar düşündünüz bugün?

Her şey o teyze ile göz göze gelmenizle başladı değil mi? Ne bakıştı ama. Kim bilir kaçındaydı ilkbaharının? Bir bakıştan bahsediyorsunuz değil mi? Yaşlılar nasıl bakar? Sivrisineklerin bayramdaki trompetli bando geçişine şahit oldunuz bugün. Sakın kafanıza güneş geçmiş olmasın? Hayır hayır, babamın aldığı hasır şapkayı takıyordum.

Ah be teyzeciğim, kimdin sen acaba? O güzel bembeyaz yüzündeki derin kırışıklıkları kapatacak porselen makyaj ürünlerinin çıktığından haberin yok mu? Çatal ve bıçağı kullanmana bakarsak henüz Parkinson gibi hastalıklar senden uzak, sadece sen kahve içtiğine göre, amca tansiyon hastası, sende tansiyon da yok maşallah. Yemek masasından kalktığınız zaman gördüm ki, kamburun da çıkmamış, o tertemiz etek döpiyes de çok yakışmış hani.

Peki teyzem benim, o ne bakıştı öyle? Nereden bulacağız şimdi seni? Ben yaşlılığımı sana bakınca mı hatırlayacaktım? Bir gün ben de yaşlanabilirim değil mi? Yaşlanmayı hak etmek diye bir şey var mıdır? Bu hak ediş bana da verilecek mi? Evet evet, hak etmeliyim ben, öyle bir yaşlı olmalıyım ki…

Başımızı kaldıramadan, dünyanın derdi dediğimiz bu koca sıkıntılardan görememişiz, bakamamışız bir gün sonrasına bile. Sen var ya teyzem, başımı kaldırmama, bir kulaç atabilmeme vesile oldun bugün. Senden kaç tane vardır? Bu aralar çok lazımsınız hepimize, hepimizin öyle bakışlara ihtiyacı var.

Hadi devam et, daha da anlat, nasıl baktı ki sana? Ne diyorsun deminden beri? Tasvir et, bir şeyler yaz işte, lafı geveleme.

Tamam şimdi buldum, o teyze emekli bir psikiyatrist veya psikolog falandı, duruşumuzdan, halimizden, jest ve mimiklerimizden, yılların verdiği tecrübesi ile her bir şeyimizi çözdü, sonuca bağladı ve kocaman bir bakış reçetesi attı bize. Kesik attın bize be teyze.

Hani filmlerde olur ya, zaman tüneli, hortum gibi hızlıca bir yerden bir yere hızlıca akan, film şeritleri falan, o maviş gözlerinin içinden taa nerelere gittik biz be! Bu arada, sağ göz kapağının üzerinde küçük bir sivilce çıkmış, haberin olsun benim güzel teyzeciğim.

Boş vereceksin oğlum, hayatı değil ama; o kafanda büyüttüğün tüm sıkıntıları, dertleri, endişeleri, ne var ne yok, sana üzüntü veren her şeyi boş vereceksin. Boş, dolu değil. Doldurmadan vereceksin, boş vereceksin, bomboş. Doldurmaya çalışmayacaksın, düşünmek, anlamaya çalışmak, çaresine bakmaya çalışmak, o kasılmalar, kramplar, buğulanmış beyinler, hepsini birden boş.

Hayat mı boş yoksa doktor hanım, şey pardon doktor teyzeciğim?

Ben de gençtim bir zamanlar, yüzümde tek bir kırışıklık yoktu, doldura doldura yavaş yavaş kazıdım suratıma bu kalın kırışıklıkları, damar çatlaklarını,  şu sol tarafımdaki gamzem bile kırışıklıklarımın arasında kayboldu gitti. Hayatımı dolu dolu yaşamaya çalıştım, ama tek doldurduğum, tek biriktirdiğim sıkıntılarım ve dertlerim oldu. Yaşamak bu değildir benim yakışıklı oğlum, yaşamak o senin deminki duruşun gibi değildir, rahat otur sandalyende, rahatla, kasma kendini, sıkma, hiç bir şey için dert, tasa duyma oğlum, her şey olacağına varır. Boş ver. Doldurma sakın, biz doldurduk da ne oldu? Unutma sen de bir gün bizim gibi yaşlanacaksın, şu anda sırtı sana dönük oturan amcan gibi sen de bir gün yürüyemeyeceksin bu Arnavut kaldırımlarında. Baston markanı seçecek o güzel eşin, yanında dimdik ayakta olacak, sana destek olacak, ama unutma oğlum, kendi ayaklarının üzerinde, yere sağlam basa basa yürüyebilmek kadar güzel bir şey yok. Keşke amcanın sırtı sana dönük olmasaydı, keşke amcan ile de göz göze gelebilseydin, kim bilir neler görürdün onun gözlerinde, erkek erkeğe bakışır dururdunuz…

Korkma oğlum, cesur ol. Yaşlanmaktan korkma. Ne bu genç yaşında, ne de on yıllar sonra. Şunu çok iyi bil ki, o masum gözlerinden akacak her damla yaş, boşaltacaktır dertlerini, boş vermeni kolaylaştıracaktır. Ağla yavrum, korkma, erkekler ağlamaz cümlesi çok yanlış öğretildi size, erkekler ağlamalıdır esasında, ağlamalılar ki, gözlerdeki yaşlar, yaşlılıklarında onların en büyük baston kırıcıları olsun.

Ve sakın şunu da unutma, yaşlanmayan tek şey gözlerdir.

Ama teyzeciğim, ne zorun vardı da bu güzel günde beni ağlatmaya başlattın? Neden? Zaten bu depresif halimiz ile zırıl zırıl ağlamaya meyilliyiz. Eşimizin dostumuzun yanında olur mu hiç? Sokak ortasında, şu güzelim serpme kahvaltı sofrasında? Gözüme toz kaçtı da ondan diyemem ki, deniz kenarında toz ne gezer?

Yavaş hareket eden bedenlerin beyinleri koşar adım gider.

Saçı uzun, aklı kısa gibi bir cümle değil az önce okuduğunuz. Sakın ha! Öyle bir şey değil. Yaşlılığınızda yavaş hareket edebilirsiniz, ruhunuz da yaşlanıyor olabilir belki, ama beyinler koşar adımdır, tay gibi, kısrak gibi, aygır gibi. Şu beynimize ayak uyduramadık gitti be.

Yaşlanmış gözlere çokça bakmanın şifasını almak lazım.

Yaşlanmayan gözlerden ise uzak durmak lazım…


Like it? Share with your friends!

Ahmet Gencal
İngilizce öğretmeni. Psikolojik denemeler ve öyküler ustası. Zamanla tıpkı bir çaykara gibi arıtılıp gün yüzüne çıkan damıtılmış yaşanmışlıklarını eserlerinde kullanıyor.

1 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir