Büyük Kederler Küçük Öyküler-İnceleme


Kitabın Yazarı: Ali Lidar

Yayınevi: İthaki

1.Baskı: Eylül 2019

ISBN: 978-605-7762-12-2

Sayfa Sayısı: 112

Tamam siz iyisiniz biz kötü.
Tamam siz galipsiniz biz mağlup.
Tamam dua bile ederiz, çomak değmesin tekerinize.
Tamam eğdik boynumuzu, tamam!
Bir park…
Genişçe bir park gösterin bize
Gerisi komple sizin olsun
Genişçe bir park verin tek bize…

Kitabı inceleme sebebim; Ali Lidar’ı çok geç tanıyan biri olarak son kitabındaki sohbeti kaçırmak istemememdi aslında. Kendisini çok geç tanıyan (tesirsiz parçalar adlı kitabını çok geç okuyarak) biriyim ve onu okurken sanki yıllardır tanıdığım bir dostumla, bir büyüğümle dertleşir gibi hissettim. Sanki Ali Lidar “derdin mi var? Derdini de al gel, ben de yazılarımla sofrayı kurayım. Güzel bir edebiyatla demlenelim.” diye sofraya çağırdı. Bu davete gitmemek olmazdı…

Kitabın Konusu: Kitabın konusuna gelecek olursam; Ali Lidar, kendi hayatındaki, kimi zaman üzen, kimi zaman ders veren ve kendisinin de ders çıkarttığı olayları bize anlatıyor. Âşık olup da kitabını sevdiği kıza verip ceza almayı göze alan öğrencisinden tutun da yıllar sonra dahi olsa sevdiği kızı unutamamasından, parkların neden ona mesken olduğuna ve özellikle de fakirlikten iki çocuğunu da bu dünyada bırakmak zorunda kalıp kendini yan odada asan Emine Akçay’a kadar hayat ile ilgili ciddi hususları bize aktarıyor.

Kitabın kendi alanı içindeki yeri ve önemi: Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki Ali Lidar’ın okuduğum ikinci kitabında da (şu ana kadar tesirsiz parçalar dışındaki kitaplarını okumamam tamamen benim cahilliğim) aynı hisle karşılaştım. Dedim ki “bu yazar beni anlatıyor.” Aslında beni de anlatmıyor, “bizi” anlatıyor. Eğer bir kitapta kendinizi başrolde görmek isterseniz “buyurun o zaman, aşkın kurbanı olmaya, kütüphanelerde kaybolmaya, platonik olup da aldatılmaya, dayak yemeye, az insanla huzur bulmaya, parktaki dayı ile felsefi konuşmaya, meyhaneci dayı ile hayat üniversitesini bitirmeye, öğretmen iken mesleğini sevmemeye, şiir yazmaya, Holden Caulfield’a, hâlâ unutamamaya, beklemeye” hazır olun.

Ali Lidar Eskişehir doğumlu öğretmen ve yazardır. Eskişehir Üniversitesinde Felsefe Öğretmenliği bölümünden mezun olmuş ve Anadolu Lisesinde öğretmenlik yapmaktadır. Yaşamı hakkında çok fazla konuşmayan Lidar tam bir Eskişehir hayranıdır. Ayrıca Küçük Prens kitabına olan ilgisini okulunda sergi açması ve ileride Eskişehir’de Küçük Prens müzesi kurmak istemesinden anlayabiliyoruz. Ali Lidar’ın ilk kitabı olan Tesirsiz Parçalar kitabının kapağında yer alan arabanın Plakası merak uyandırmış onun için 26 ŞRT 26 plakasını şu şekilde anlatmıştır; ŞRT Şirintepe anlamına gelirken 26 da Eskişehir tutkusundan kaynaklı bir seçimdir.5 Çocuklu bir ailede büyüyen Ali Lidar Şeker Fabrikasında çalışan işçi bir babanın çocuğu için genç yaşta çalışmaya başlamış. Bunun yanı sıra İnsomnia hastası olan yazar bu hastalığı ile zaman için barışmıştır. Kitaplarında kullandığı üslubu ve dili bakımından kendini diğer yazarlardan ayrı bir özelliği ile öne çıkarmaktadır. Kitap okuma aşığı bir yazar olarak İlhan Berk, Oğuz Atay ve Murat Menteş gibi yazarlardan etkilendiğini söylemiştir. Calvino ve Perec’den ise daha fazla etkilenmektedir. Lidar şiirlerini sohbet havasında yazar, dile dökülmesi kolay olmayan şeyleri kolaylıkla anlatabilmesi yazdıklarında herkesin kendinden bir parça bulabilmesi günümüzün en sevilen yazarlarından olmasını sağlamıştır. (https://kidega.com/yazar/ali-lidar)

Kitapları: büyük kederler küçük öyküler, Kişisel Edebiyat Atlası, Hayata Rağmen Edebiyat, Z Raporu, Yolun Başı, Tesirsiz Parçalar, Olmamış Kahraman Emeklisi, Alengirli Şiirler, Aslında Herkes Haklı

Kitabın Özeti: Kitapta yazarın başından geçen olaylar anlatılıyor aslında. Ehliyet kursunda olmanın varlığını sorgularken birden kırmızı tuborgla parkta demlenirken buluveriyoruz Ali Lidar’ı. Ders verirken kendini de cesurca eleştiriyor ve yaptığı hatayı da yüzüne vurmaktan, bizlere haykırmaktan çekinmiyor. Bir okurunun yazısıyla dahi karşılaşıyoruz; yalnızlığıyla biz de yalnızlaşıyoruz. Özetle biz de dertleniyoruz. O, solcuyken biz de solcu, aşıkken biz de âşık oluyoruz. Kandırılınca biz de kandırılıyoruz. Özet olarak; kendinizi okumak, kendinizi dinlemek isterseniz buyurun büyük kederler küçük öyküler sizi bekliyor efendim.

Kitabın bölümlerinde işlenen konular, Ali ile başlayıp Ayşe, Fatma, Batu’yu ve bir sürü kalabalık içinde yalnız kalan, şiirle coşan, kitapla dost olan, yüzünde tebessüm içinde keder biriktiren insanlar kitabın bölümlerinde işlenen konular diyebilirim.

Kitaptaki hedef kitlesi: Hedef kitlesi olarak, yukarıda da belirttiğim üzere aslında her yaştan, acıyı kendi içinde biriktirmiş, hayalini gerçekleştirme hayaliyle yaşamış, sevmiş hem de çok sevmiş insanlara yazılmış. Herhangi bir edebiyatseverin konuya takılmayacağını zaten konuyu da kendisi oluşturduğu için kitabı rahatlıkla benimseyebileceğini düşünüyorum.

Kitaptaki Dil: Öncelikle dürüstçe şunu belirtmem gerekiyor ki; ben de deneme yazmaya çalışıyorum. Ama Tarık Tufan’ın da dediği gibi “yazmak ağır bir işçilik” ve en çok zorlandığım “basit yazmak mevzusu.” İnce Tezat’ın kurucusu Murat Altaylı abim de “zor olan basit yazmaktır” demişti. O dilin öyle basit olması gerekmeli ki karşıdaki ile bir sohbet olsun. Ben Ali Lidar ile 108.sayfaya kadar sohbet ettim bu kitabında. Kullandığı dil ve akıcılık ile parkta oturduk, sevdiği kızı hatırlayıp iç çektiğinde de yanındaydım, ehliyet kursundayken de. Akıcılık da demek ki böyle bir şeymiş.

Kitap Dışı Kapak Tasarımına gelecek olursam; Kitabın kapağında bulunan buzun üstündeki ördekler yazarın anısından esinlenilmiş olup hatta Gönülçelen (Çavdar Tarlasında Çocuklar) adlı eserde Holden Caulfield’ın kitabındaki davranışından dolayı ortaya çıkmıştır. 


Like it? Share with your friends!

Batuhan Ulaş
Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olup şu an avukat olarak çalışıyorum. Mesleğimden ziyade edebiyata daha meraklıyım. Edebiyatın insanı insan yapan değerlerden biri olduğunu düşündüğüm için bu sitedeyim.

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir