Cellatlar Kahvesi-Kitap İncelemesi


Kitabın Yazarı: Erol Çelik

Yayınevi: Cadı Yayınları

Basım Tarihi: Mart 2019

Sayfa Sayısı: 393

Derler ki gerçek öyküler yazıya dökülmeyenlerdir

Kitabı inceleme sebebim aslında kitabın ismine duyduğum merak. “Cellatlar kahvesi” derken aslında hep kitaplarda gördüğümüz ama uzaktan tanıma şansına sahip olduğumuz cellat figürünü yakından tanıma fırsatına erişmek istedim. Gerilim türüne ilgimin artmaya başlaması da merakımı iyice arttırdı aslında. Cellat deyince hep kötü karakterler mi gelmeli akla yoksa onlarda da vicdan var mı? Bu soru da benim bu kitabı incelemem de ayrı bir sebep oldu diyebilirim.

Kitabın Konusu: Kitabın konusunda adından da anlaşılacağı üzere Cellatlar Kahvesinde toplanan cellatlardan ana kahramanlarımızın nasıl cellat oldukları, nasıl bir hayata sahip oldukları bazen vicdanlarına yenilip bunların sonuçlarıyla acımasızca karşılaşmaları, bazen de yaşamak için nasıl acımasız olmaları gerektiği anlatılıyor. Aslında farklı bir pencereden aynı gökyüzüne nasıl bakmamız gerektiğini anlatır gibi olmuş Erol Çelik. Çünkü elinde kılıç olanı yargılamak değil de sözüyle boynu vuranları yargılamak gerekir bazen. Bu olgu iyi yansıtılmış kitapta.

Bu kitabın “cellat” figürüne vurgu yapması diğer kitaplardan kendini ayıran bir özellik olmuş. Çünkü yüzümüzü çevirdiğimiz, bizi rahatsız eden, sadece kafamızdaki olguyla onları yargılayacak düşüncelere sahip olduğumuz karakterlere yazar bir de “buradan bakın” demiş. Bu farklılıkla bu kitabın en azından tabularla karşılarına çıktığımız karakterlere onların gözünden bakma fırsatı verdiği için diğer kitaplardan ayrıldığını söyleyebilirim.

Erol Çelik’in Biyografisi: 1973 Artvin’de doğdu. Tahsilini, Bakırköy Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümünün ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Kontrol Sistemleri Bölümünü tamamladı. Dokuz yıla yakın, ülke genelinde yayın yapan Süper Fm, Joy Fm gibi birçok yerel ve ulusal radyoda programlar hazırladı ve sundu. Hâlihazırda; NTV isimli ulusal bir kanalda ses operatörü olarak çalışmaktadır. Toplumun genel konularından yola çıkarak kurguladığı gerilim öyküleri, aldığı teknik eğitim ve çalıştığı mesleğin önüne geçmiştir. İlk kitabının yayınlanmasının ardından, kısa metraj film senaryoları yazmaya başladı. Konularını; yayınladığı öykülerden aldığı, yönetmenliğini de üstlendiği kısa filmleri, birçok festivalde gösterilmiştir. Evli ve bir çocuk babasıdır.  

Kitapları: Heyula (2007), Satranç ve Şövalye (2009), 19 Numaralı Koltuk (2011).

Kısa filmleri: Vasiyet (2007), Sandıklı Gelin Efsanesi (2008), Son İstek (2008), Temmuz Yağmuru (2009), Neş’et-I Sâniyye Teknesi (2011), Takıntı (2011)

Kitabın Özeti: Cellatlar Kahvesinde sıradan bir gün değildi. Çünkü iki saygı duyulan cellat “onur savaşı” verecekti. O gün iki dost olan Çatal ve Asır birbirinden helallik isteyip birbirlerini öldürecekti. Çatal ve Asır ikisi de baş cellatlardı ve cellatlar kahvesi adlı mekânda makam sahibiydiler. Onur savaşının verileceği gün ikisi de kendilerinin yerine geçecek olan çocuklarını da savaşı izlemek için getirmişlerdi. Çatal’ın oğlu Aslan ve Asır’ın oğlu Kara’nın son çocukluğunu yaşayacağı anlardı aslında. Aslan ve Kara, ikisi de birbirinin dostu olan çocuklar babalarının birbirlerinin canını almasını izleyeceklerdi. Peki dostlukları herkesçe bilinen Çatal ve Asır neden onur savaşı verecekti? Sebep de neydi derken cevaplanmamış sorularla Aslan, babasının savaşırken hayatını kaybettiğini gördü. Cellatlığın kuralı eğer baba cellat ise oğlunun da cellat olması gerektiğidir. Çünkü makamı sürdürmek gerekir. “Çatal ağa” o gün öldü. Asır ağa ise aldığı yaralardan dolayı 1 hafta sonra yaşamını yitirdi. İki çocukta babasını kaybetmişti. Aslan o günden sonra uzun bir süre cellatlar kahvesine adım atmayacaktı. Cellatlar kahvesine geldiği zaman Aslan 24 yaşındaydı. Artık küçük bir çocuk değildi. Annesi öleli bir yıl olmuştu.  Çok git gel yaşamıştı buraya gelirken. Cellatlar kahvesinin kapısına geldiğinde atıyla birinin geldiğini gördü. Bu gördüğü eski arkadaşı Asır ağanın oğlu Kara’dan başkası değildi. Kara artık bir cellattı ve babasının makamındaydı. Aslan da cellat olacaktı ve babasının makamını onurlandıracaktı ama tereddütleri vardı. Ancak hayat tereddüt tanımazdı. İlk gününde bostancı başı Ali Paşa’nın emriyle cellatlık yapması gerekecekti. Bostancı başı Ali Paşa’ya bağlı olan cellatların hiçbiri Ali Paşa’yı sevmezdi. Kibirliydi ve azarlamayı da severdi. İlk işini yapmaya gittiğinde, Aslan boynuna vuracağı kişinin çocuk olduğunu görünce donup kaldı. Etrafına bakınca gözü yaşlı bir kızı gördü ve iyice hareket edemez oldu. Bunun üzerine silahını çıkaran Kara, çocuğun canını aldı. Ali Paşa’nın vur emrini yerine getirmediği için Aslan’ın tıpkı babası gibi onur savaşı yapması gerekecekti. Hem de Kara ile. Daha ilk gününde belki de yaşamının son gününü belirleyecek olan adımı atmıştı Aslan. Bir canı alamadan kendi canından olacaktı belki de. Bu olaya Bostancı başı Ali Paşa içinden sevinmişti. Çünkü Aslan’ın babası Çatal ile de husumeti vardı ve soylarının kuruyacağından dolayı sevinmişti bile. Aslan’ın aklı ise Kara ile gireceği onur savaşından ziyade gördüğü kızdan helallik almaktı. Kızı bulmak için cellat başlarından babasının da eski dostu Uzun Ağa’dan yardım istedi. Uzun Ağa, kendi kızının hastalığı ile boğuşan bir cellattı Çatal Ağa’nın zamanında. Kızı hastalıktan öldü. Cenazesinde Asır’ın oğlu Kara da vardı. Uzun Ağa, Asır’a kızı yaşarsa Kara’nın helali olacağını söylemişti. Bu yüzden Kara, kız yaşasın diye dualar etmişti. Ancak kız rahmetli olmuştu. Uzun Ağa, Çatal’ın sözünden çıkmayan, ona çok saygı duyan bir cellattı. Bu yüzden Aslan’ın yardım isteğini geri çevirmedi ve kızla buluşturdu. Kız, yaveri ile gelince önemli birilerinin çevresinden olduğu belli olmuştu böylelikle. Kız, o çocuğun kardeşi olduğunu ve Aslan’ı affetmesinin tek şartının kardeşini öldüren celladı yani Asır’ın oğlu Kara’yı öldürmesi olduğunu söyledi. Aslan, kıza âşık olmuştu. Bu kızın adi Afife’ydi. Kardeşi hayatındaki tek güzel şeydi Afife için. Onun da hayatından kopup gitmesiyle hiçbir şeyi kalmamıştı. Bir paşanın cariyesi olarak yaşamını sürdürecekti. Zaten kardeşinin idam edilme sebebi Afife’nin Paşa ile evlendirilecek olmasıydı. Bu yüzden Afife’yi kaçırmak istedi ancak yakalanıp yaşamını yitirdi. Bostancı başı Ali Paşa bizzat izleyecekti Onur Savaşını. Aslan’ın babası Çatal ile uzun zaman önceden tanışıyorlardı. O zamanlar Aslan’ın babası Çatal, Nasır lakabını kullanıyordu. Bir gün meyhanedeyken Ermeni bir dansöze abayı yakmıştı ve meyhanede çıkan olayda bir kabadayıyı kullandığı ve adını “Kafir Çatalı” verdiği silahıyla öldürerek yakalanmıştı. Yakalanıp getirildiğinde Ali Paşa onu cellat yapmış ancak kibrinden hiç taviz vermeyerek hakaretler de yağdırmıştı. Bir gün Ali Paşa sırf bu silahı test etmek için masum bir insanı sebebi sırf âşık oldu diye Çatal’a öldürttü. Ancak Çatal hayatının en zor anlarından birini yaşamıştı. Hatta “adam hakkım sana helaldir ancak diğerlerine değildir” diyerek celladına dahi üzülmüştü. Ali Paşa onur savaşına sebep verecek bir şekilde Çatal’a tuzak kurdu. Aslan’ın da babasıyla aynı kaderi paylaşacak olmasına da sevindi. Ancak Uzun Ağa, Çatal ve Kara’nın başka planları vardı. Onur savaşının yapılacağı gün bir sürü askerle gelen Ali Paşa adeta gövde gösterisi yaptı. Ancak cellatlar kahvesindeki tüm cellatlar bu ana yıllardan beri sanki hazırdı. Ali Paşa, Aslan’a hakaretler yağdırmaya başladı. Bunun üzerine Aslan bir anda Ali Paşa’ya saldırdı. Cellatlar kahvesi karıştı ve cellatlar askerleri adeta kılıçtan geçirdi. Aslan bu olaydan sonra Afife’nin kaldığı sarayı da bulup Kara’yla birlikte orayı da bastı. Ancak tuzak kurulmuştu. Askerler etraflarını sarınca savaştılar. Kızı kurtardılar. Aslan artık mutlu olacaktı. Sevdiği kız yanındaydı. Babasının makamını da Ali Paşa’yı öldürerek şereflendirmişti. Kara ile cellatlar kahvesine dönerken gözlerine inanamadılar. Bütün cellatların kelleleri yanan kahvenin içerisindeydi. Bu korkunç olaylara kendileri de inanamadı. Kara, o kahvenin içerisinde kalmak istercesine Aslan’ın sözlerine cevap vermedi. Aslan yanına geldiğinde Kara’nın nefes almayan bedeniyle karşılaştı. Artık Aslan o eski Aslan değildi. Afife’yle mutluluk hayalleri kuracakken şimdi tek bir hayali vardı. O da fermanı veren padişahı öldürmek.

Hedef Kitlesi: Kitabın gerilim seven insanların daha çok hoşuna gideceğini düşünüyorum. Özellikle günümüzün dışındaki çağlarda geçen kitaplara merakınız varsa bu kitabı okuyun derim. Kitap Osmanlı döneminde geçiyor. Osmanlı dönemi ve gerilimin birleşimi. Bir de bu taraftan bakın isterseniz.   

Dili: Anlaşılır bir dil kullanıldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Herkes açısından okurken keyif verici bir dil ile karşılaşılacağını düşünüyorum. En azından bende böyle oldu.

Dış Kitap Tasarımı: Kitabın dış kapak tasarımına bakacak olursak bir cellat bize merhaba diyor. Bence bu da albenisi yüksek bir tasarım olmuş. Resim dışındaki siyah figürde ölümü hatırlatmış. Kitabın konusu cellat ise siyah da en güzel süs olur tabi ki de. Arka kapağa bakacak olursak, siyahların içinde mavi gözleri görmek ayrı bir güzellik olmuş. Kitabın kahramanlarından olan Çatal’ın gözlerinin maviliğinden esinlenilmiş ve çok güzel durmuş.  


Like it? Share with your friends!

1 share
Batuhan Ulaş
Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olup şu an avukat olarak çalışıyorum. Mesleğimden ziyade edebiyata daha meraklıyım. Edebiyatın insanı insan yapan değerlerden biri olduğunu düşündüğüm için bu sitedeyim.

6 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. kitabın konusunu okurken Alita filmindeki bir sahne geldi aklıma. Oranın tüm “cellatları” bir araya toplanmış ödül için bekliyorlar.
    kitap yorumu için teşekkürler

Send this to a friend