Yılkı Atı-İnceleme


1971 TRT Roman Başarı Ödülü almış Yılkı Atı (1970) Orta Anadolu’da geçen, barındırdığı dersler ve üslubu dolayısıyla dikkat çekici bir köy öyküsüdür. Eserin köy yaşantısını detaylı ve gerçekçi bir biçimde yansıtması, romanı kaleme alan Abbas Sayar’ın bizzat kendi yaşantısında hem kitabını üzerine inşa ettiği yoksulluk, geleneksellik gibi kavramlara hem de tasvir ettiği mekâna ve kültüre yakinen tanık oluşu sayesindedir.

Eser; yoksulluk ve insani değerler arasında kalmış bir köylü olan İbrahim efendinin, daha önceleri çok ekmeğini yediği ancak şimdilerde iş yapamaması dolayısıyla gözünden düşürdüğü Doru Kısrak’ın yaklaşmakta olan acımasız kışa karşı yazgısına karar vermesi ile başlar. Bir yandan Kısrak onun için hala değerlidir, öyle ki onun hakkında konuşurken diğer hayvanlar için rahatça kullandığı “gebermek” kelimesini kullanmaz, ona saygı duyar. Çünkü Doru geçmişte çok yarış kazanmış, İbrahim efendiye hem para hem saygınlık kazandırmış bir attır. Ama diğer yandan da gelmek üzere olduğu yadsınamaz ağır bir kış, evde çocuklar, eş, ahırda doyurulması gereken öküzler, Doru Kısrak’ın umut vadeden tayı vardır.  Sonuçta rüzgârın epey bir varlığını hissettirdiği bir zamanda “Dışarda kış geldim diyor. Ahırdaki saman belli. Saçkı belli. Ben öküzlerin, tay’ın arpasına ortak edemem” diyerek yaşlanmış, iş görmez atını yılkıya gönderme kararı alır.

İş kararın uygulamasına gelince İbrahim Efendi görevi, insani değerler cephesine daha yakın 2 oğluna verir. Böylece, oğulların bir gün atı ovadan eve dönerken çevirmeleriyle birlikte hikayedeki hüzünlü olaylar silsilesi de başlar. Kış şartları ağır, Kısrak ahırın sıcağına alışmış yaşlı bir attır. Zaman zaman soğukla, açlıkla ve çok daha tehlikelisi kurtlarla savaşmak durumunda kalır. Tabi bu savaşta tek başına değildir. Yılkıya bırakılmasının ardından ilk birkaç gün evine dönüp duvar gibi önüne çekilmiş kapıyla karşılaştıktan sonra dağlarda duyduğu bir kişneme sesine yaklaşarak Çılkır ile tanışır, aralarında bir sıcaklık bir çekim doğar ve bir takım olurlar. Doru Kısrak’ın özgürlüğü, içindeki gücü ve yılkılık hayatına bağlılığı gösterdiği ilk anlar da Çılkır’ı bulduğu anlardır. Sonrasında ikisi birlikte daha geniş bir yılkılık at topluluğuna katılır ve güçlerine güç katarlar. Bu birleşme esnasında ve devamında topluluğun lideri Aygır’la yahut diğer atlarla aralarında yaşanan olaylar; bolca kişileştirmenin kullanılması dolayısıyla insanı içine alır, zorluklarla mücadele, kazanma, kaybetme üzerine yüreklendirir. Kitabın bu kısmı başlı başına incelenebilecek psikolojik çıkarımlarla doludur.

Doru diğer yılkılıklarla beraber doğayla savaşını verirken İbrahim Efendi de içten içe kendi haklılık savaşını vermektedir. Karısı ve çocuklar zaman zaman attan hüzünle bahseder, İbrahim efendiye kızarlar. O da onlara kızar, her şeye kızar, öfkeli bir adamdır ancak düşünür. Kendi çıkmazında bir çıkar yol arar ve insanlığını; geleneklerin, atalarından böyle görmüş olmanın ardına saklar. “Ben mi icat ettim bu usulü? Biz bizi bildi bileli bu böyle. Ağamın devrinde de böyleydi, dedemin devrinde de böyle… Usul bu!” Bu açıdan baktığımızda haklıdır da. Nasıl kendisi kararın eyleme dökülüşünde, bu konuda isteksiz çocuklarını kullandıysa, pek muhtemel ki kendi babası da onu kullanmıştır. Dolayısıyla İbrahim Efendi, çocukken bu uygulamayı haksız gördüyse de şimdi yine babası gibi çaresiz kaldığında onu ancak anladığını, yapılması gerekenin gerçekten de bu olduğunu düşünmüştür. Burada öğretiyi nesilden nesle aktaran durum; aynı yoksulluk içinde süregelen hayatların yanı sıra içten içe yapılmak istenmeyenin çocuklara yaptırılmasıdır da.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Doru’nun mücadeleyi neredeyse kaybedeceği anda köye dönmesi ve bir köşeye kıvrılıp soğuğun büsbütün bedenini ele geçirmesini bekleyişi vuku bulur. Onu gören köylüler İbrahim efendiye bolca söylenerek kızar, hayvana acır. Ancak tüm bu laf kalabalığına rağmen içlerinden yalnızca biri Kısrak’a yardım etmeyi düşünür: Hıdır Emmi. Atı çabucak kendi ahırına götürür, ailesinin rızkından ona da pay eder. Ancak Hıdır Emmi de bu iyiliği Doru’yu çok önemsediğinden değil, “İnsanlık nasıl olur görsünler.” “Hıdır Emmi ne iyi adam desinler.” diye yapar. Böylece kitabı okurken bir kez daha insanlık sorunu karşımıza çıkar. Yıllarca ekmeğini yediği atına vefa göstermeyen İbrahim Efendi’ye karşı ailesini zora sokmak pahasına iyi adam rolüne giren, ata yeniden can veren Hıdır Emmi… Sorunu olayların merkezi yani Doru Kısrak açısından irdelediğimizde, Hıdır Emmiye iyileşir iyileşmez tekrar doğaya dönmek için ayak dirediğini; İbrahim Efendi’ye ise kitabın sonunda çok daha büyük bir sürprizle ders verdiğini görürüz. Nihayet bahar geldiğinde atın yılkıdan güçlenerek çıktığını duyan efendi onu tayıyla kandırıp yakalamaya çalışacak fakat Kısrak, bu tuzağa düşmemekle kalmayıp, tayını da peşine katarak kaçacaktır. Okuyucunun içini ferahlatan bir sondur bu. Vefasızlık cezasını bulmuş, at yavrusuyla birlikte özgürlüğün kollarına atılmıştır.

Romanın yapı özelliklerine baktığımızda yörenin şivesinin bolca kullanıldığını ve Abbas Sayar’ın şairliğinin metne yansıdığını görürüz. Betimlemeler doğayı ustalıkla anlatır. Özellikle nisan ayının gelişi ile baharın ovaya yayılışından söz eden kısım oldukça dikkat çekici betimlenmiştir. Kişileştirme, iç monolog bolca kullanılmıştır. Eser oldukça akıcıdır. İnsanı bir anda Anadolu gerçekliğine götürür. Yörenin dili, kendine has deyişleri, insanının karakteri, toplumsal özellikleri, çiçeği, ormanı, ağacı, dağıyla bir bütün oldurur. Öyleyse diyebiliriz ki Yılkı Atı yoksulluk, geleneksellik, vefa-vefasızlık ve insanlık çerçevesine çizilmiş bir resim, bir nefeste okunabilecek bir Anadolu manzarasıdır.  

BETÜL NİSA GENÇ       


Like it? Share with your friends!

Betül Nisa Genç
İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunuyum. Marmara üniversitesinde tıp okuyorum. Tam bir insan olabilmek ve insanı anlayabilmek için yazıyorum.

4 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Çok başarılı ve akıcı bir yazı olmuş .Bir okuyucu olarak ardıllarını merakla bekliyorum.

  2. Kitap üzerindeki tespitlerini çok güzel bulduğumu söylemek istiyorum. İncelemeni yaparken kendinden bir şey katmakla kalmamış, aynı zamanda karakterlere ve söz ettiğin kavramlara dair bir keşfetme arzusu uyandırmışsın. Listeme not ettim, mutlaka Yılkı Atı’nı okuyacağım. :))