Çaydanlık


Günlerden neydi, sabah mıydı akşam mı hatırlamıyorum şimdi. Yalnız hava buz soğuğu ve öfkeliydi. Yağmur değdiği yeri delip geçecekmiş gibi sert sert düşüyor, rüzgar insanı omuzlarından tutup adeta geri çekiyordu. Böyle aksi bir günde tuhaftır ki canım yürümek çekmiş, bulutların dinlenmeye karar verdiği ilk anda, şemsiyemi de alıp nereye gideceğimden habersiz evden çıkmıştım. Gürültüsünden mi tüm mahallenin o yöne yönelmiş olmasından mı bilmem, kendimi pazar yerine giderken buldum. Ellerinde yalnız birer cüzdan, yanlarında komşuları ve pazar arabaları, yürüyen kadınların arasından gülümseyerek geçtim. Boş boş dolaşan birine göre adımlarım fazla hızlıydı. Alışkanlık…

Az sonra ileride herkesten yavaşlığıyla dikkatimi çeken yaşlı bir kadın gördüm. Yaklaştıkça, yürümek için gösterdiği çabayla da diğerlerinden ayrıldığını fark ettim. Sol ayağı aksıyor, her adımda acı çekiyormuş gibi yüzünü buruşturuyordu. Yanına iliştim.

“Nereye böyle teyze?” dedim.

Derin bir nefes verdi. “Pazara.” diye cevapladı. Elindeki poşete uzandım.

“Yardım edeyim, ben de pazara gidiyorum.” dedim. Yüzüme baktı, “Allah razı olsun kızım.” deyip poşeti uzattı. Bir tıngırdama duyuldu bu esnada. Teyze sesi açıklama ihtiyacı hissetti.

“Çaydanlık var kızım içinde.”

Kafamı salladım. Böyle bir havada elinde bir çaydanlıkla pazarda ne yapacaktı ki bu yaşlı kadın? Hem bu yağmurda pazarın kurulması bile tuhaftı. Neyse, dedim kendi kendime. Teyze ise içimden geçenlere kulak kesilmişti sanki, anlatmaya başladı.

“Kızım, pazarda bir çelikçi var, bilir misin?”

Başımla onayladım.

“Heh, işte oraya gidiyorum. Çaydanlığı vereceğim, parlatacak. Ben de gelip haftaya alacağım.”

Derin bir nefes daha verdi. Durup sol dizini tuttu. Epey bir yorulmuştu. Biraz soluklanıp yürümeye devam etti.

“Teyze, çok mu önemli parlak bir çaydanlık? Kendini yoruyorsun böyle.”

“Önemli tabi ya, oğlum gelecek uzaktan.”

“Oğlun onu fark etmez bile teyze.”

“Etmez olur mu? Her şeyden anlar o. Hem çaydanlık parlamasın, poğaçalar yumuşak yumuşak olmasın da sonra oğlum gelsin, benim anam ne halde mi desin? Her şey güzel olmalı.”

Şaşırdım, teyzeye baktım. Su birikintilerine bata çıka, hiç gocunmadan bütün olumsuz koşullara rağmen nasıl da inatla yoluna devam ediyordu. Bu nasıl bir gayretti? Nasıl bir annelikti? O gün ona ve mahallenin diğer bütün kadınlarına şemsiyelerini unutturan da herhalde ki bu heyecanlı gayretten başka bir şey değildi, olamazdı.

“Teyze” dedim “poğaçanın içine şöyle lezzetli bir peynir de alalım. Her şey güzel olmalı.”  


Like it? Share with your friends!

Betül Nisa Genç
İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunuyum. Marmara üniversitesinde tıp okuyorum. Tam bir insan olabilmek ve insanı anlayabilmek için yazıyorum.

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend