Çukur


Zaten hiç olmadığın bir yere düşemezsin, sen hiç burada olmadın aslında!”

Karanlık bir yerden hızla aşağı doğru yuvarlanırken gözlerimi kapatıyorum. Bir boşluğa düşüyorum sanki çığlığım yankılanıyor. Karanlık, sıcak ve derin. “Mariana çukuru olabilir mi acaba?” derken bir şeye çarpıp duruyorum. Gözlerimi açınca beni durduran şeyin upuzun kirpiklerinin perde ettiği kocaman iri siyah gözleri ile Türkan Şoray’ı andıran, oldukça düzgün fizikli bir kadın olduğunu fark ediyorum. İçim rahatlıyor. “Oh, her nereye düştüysem de yalnız değilim!” diyorum. Beni görünce şaşırıyor: “Yine mi siz?” diyor ve başlıyor söylenmeye: “Bu kaçıncı be adam? Yeter artık. Elde edene kadar” “Vay efendim sen ilksin ve son olacaksın, ben seni unutmak için sevmedim, senden sonra kimseyi sevemem diyen erkeklerin hepsi aynı. Sen de bendensin kardeş, hoş geldin. Haydi Allah kurtarsın!” diyor bana. Hiçbir şey anlamıyorum o kadar şaşkın ve yorgunum ki “Neredeyim ben?” diye haykırmak gelse de içimden sesim çıkmıyor. Buranın bir çıkışı olmadığını kadının yüzündeki ümitsiz ifadeden ve göz kenarlarındaki çizgilerden anlıyorum. Anladığımı fark edince başlıyor anlatmaya. Öyle heyecanla anlatıyor ki nerede olduğunu unutarak adeta anlatırken yaşıyor. Ben ilkim diyor. Buraya ilk ayak basan benim. Uzun yıllar oldu çok uzun zamandır buradayım derken bazı fısıltılar duyuyorum daha derinlerden inkâr eden kadın fısıltıları. “Yalan söylüyor, inanma sakın!” diyen sesler… Bakınıyor fakat göremiyorum. Burada yaşayan başkaları da var demek ki ve kimse birbirini sevmiyor anlaşılan. Gittikçe korkmaya başlıyorum. Bir taraftan gümbür gümbür sesler geliyor. Korkuyorum. Kulaklarımı tıkıyorum. “Burası neresi, ben neredeyim?” derken anlatmaya başlıyor esmer güzel:

“Gülhane Parkı’nda gördüm onu Barış Manço’nun konseri vardı iğne atsan yere düşmez. O kalabalığın içinde bir çift mavi göz ile çarpıştım öyle ölümcül bir kazaydı ki bu, ruhumda derin yaralar açmıştı bir daha hiç eskisi gibi olamadım. Tanıştık, sonra hayatımın en güzel zamanlarını geçirdim onunla çok heyecanlıydık, nefes aldığımı hissediyordum o yanımdayken bu çukura düşene kadar” diyor, “Neresi burası?” diyecekken ben, arkadan bir ses: “Zaten hiç olmadığın bir yere düşemezsin sen hiç burada olmadın aslında!” diye bağırıyor. Kadın sesle kavgaya tutuşuyor. Sanırım buna alışmam lazım. Burada sadece benim gibi kadınlar var ve sürekli “Ben senden önce geldim.” kavgaları bitmiyor. En son ben geldiğim için sanki tüm hırslarını benden çıkaracak gibi gözler hissediyorum üzerimde. Kadın devam ediyor anlatmaya.

“Çok sevdim!” diyor. “Ta ki buraya düşene kadar. Beni buraya o attı,” diyor “Seni buraya atan kişi, beni de attı. Burada tıkıldım kaldım. Eskimiş kadın parfümlerinin arasında, bu birbirinden çirkin kadınlarla birlikte yaşıyorum. Tam bitti artık başka kadınla uğraşmak istemiyorum dediğim anda biri daha düşüyor yanıma. Yoruldum artık.” diyor. Herkes mavi gözlü adamdan bahsediyor biz konuşurken.

“Ben hayatımda mavi gözlü tek bir adam tanıyorum o da dün gece nedenini bilmeden beni terk etti.” Diyorum… O an nerede olduğumu anlıyorum. “Tanımaz olaydım!” diyorum ve bir kadın daha düşüyor o anda yanımıza şaşırıp kalıyorum. Tanıdık yüz: “Aylin burada ne işin var?” diyor. En yakın arkadaşım..

Aslı GÖKMEN


Like it? Share with your friends!

Aslı Gökmen
“İnsan, kalbinde yaşadıklarını bir kitap gibi gözlerinde taşır ve bir insanı tanımak, kitabını okumak ile başlar.” Türkçe öğretmeni ve yazarımsı.

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir