Maske Kutusu


Bir kutu maske ve en kalitelisinden limon kolonyası… 2022 yılının bezdirici ağustos sıcağında naylon bir poşetin içine konulacak en iyi ikili. Üstüne bir de poşeti sıkıca tutan elden damlayan ter oldu mu daha iyisi olamaz.

“Değil mi ha İhsan?”

“Öyle ya…”

Gerçekten de öyleydi. O günlerde sokaktan geçen elinde evden bulunmuş kırışık mı kırışık poşetli 5 çocuğu durdursanız en az 3’ünde aynı kombinasyonu bulurdunuz. Bunların bazısı anneler tarafından mahalleden bir teyzeye yollanmış hediyeler olarak, bazısı bizzat çocukların kendi ticari girişimcilikleri sonucu satılma amacıyla taşınır, birçoğu aynı gün eve dönerdi. Dönmeyenler genelde hediye olarak yollanıp yine başkasına hediye etme düşüncesiyle kabul edilen şanslı ikililerdi. Tabi ne olursa olsun eve geri götürülmemek pahasına sağa sola atılanlar, dilencilere verilenler de bu gruba dahildi. İnsanlar 1 yılı aşkın sürmüş ve sosyal hayatı derinden sarsmış Covid 19 pandemisinden sonra geriye hiçbir iz kalmasın istiyorlardı. İşte maskeleri böyle elden ele gezdiren de buydu. Herkesin evinde elden çıkarmak istediği en az bir kutu maske ve bir kolonya vardı. Ki çoğu evde bunun katbekat fazlasının olduğu da bir gerçekti. Mesela Hayriye Teyze… 50 kutuluk fazlasından kurtulması neredeyse 1 yılını alacaktı. Ya onun karşı komşusu Avni Amca? Mahallede ikisinin gelen geçenin eline maske sıkıştırma yarışını duymayan kalmamıştı. Bir de birbirlerinin kolonyalarını kötülemeleri yok muydu, en çok çocukların dalga konusu olurlardı bu tavırlarıyla.

İhsan dalga geçmezdi, zaten onun diğer çocuklarla ne bir benzerliği ne de bir arkadaşlığı vardı.  Daha doğrusu pandemiden sonra pek ilişkileri kalmamıştı. İhsan’ın abisi doktordu. Dolayısıyla geçen yılı herkesten daha bilinçli ve ağır yaşamıştı. Uzun süre abisinin eve gelmediğini, annesinin her gece uzun uzun dualar ettiğini, babasının her gün işten gelişinde ondan uzak durup banyoya koşuşunu unutmayacaktı. Şüphesiz diğer çocukların aileleri de onları korumak için belli başlı önlemler almıştı. Ancak onlar bir şekilde kolay atlatmışlardı. Ya da şimdilik atlatmış gibi gözüküyorlardı.

İhsan elindeki torbaya baktı. Evdeki fazla maskelerin çoğunu abisi hastaneye götürmüştü. Ancak mahallenin modasına uymak adına annesi birazını ayırtmış ve iş İhsan’ın başına düşmüştü. Semiha Teyzeye gidilecek, hediyesi verilecek ardından müsaitse öğleden sonra misafirliğe çağrılacaktı. İşte bu kavurucu sıcakta İhsan’ı sokağa çıkaran şey buydu.

Bakkalın sokağına girdiğinde bir grup çocuğun eğilmiş kendi aralarında bir şey konuştuğunu gördü. İster istemez ne konuştuklarını merak etti ve yanlarından geçerken adımlarını iyiden iyiye yavaşlattı.

“Oğlum Hayri, sen ne akıllısın be!”

“Zengin olduk zengin.”

“Ee adam nerede? Kaç para verecek bize?”

Herhalde ki maske satacak birilerini bulmuşlardı. Aşı uygulaması başlamış ve hastalık tamamen uzaklaştırılmış olmasına rağmen maskeyi giyimlerinin bir parçası olarak içselleştirmiş kişiler de hala vardı. Çok nadir de olsa mahallenin çocukları bu kişilerle karşılaştığında hazine bulmuş gibi sevinir, paketi 1 2 liradan üç beş bir şey kazanırlardı. Tabi kazançları ancak bakkalın kapısına varana dek ceplerinde dururdu.

İhsan yoluna devam etti. Bakkalın köşesinden döndü, yokuşu çıkıp nefes nefese görevini tamamladı. Semiha teyze paketten yalnızca kolonyayı alıp teşekkür etti. Elleri yaralıydı.

Kapı kapandıktan sonra evin gölgesinde biraz oturdu, İhsan. Terden ıslanmış saçlarını geriye doğru itti, nefesinin düzelmesini bekledi. Kendi ellerine baktı. Çok kişinin eli artık Semiha teyzeninki gibiydi. Acaba bu yüzden mi insanlar artık tokalaşmıyor diye düşündü. Belki bu yaralar da virüs gibi bir şeydi. Öyle ya, daha dün babasıyla emlakçı Ali abinin dükkanının önünden geçerken içeri bakmış, elleri böyle olan bir adamın onunla tokalaşmak isteyen Ali abiden korkuyla uzaklaştığını görmüştü. Babası “olabilir böyle şeyler” demişti. Ancak şimdi kafası biraz karışmıştı. Yeni bir panedemi mi başlamıştı? Mesafe pandemisi? Abisine sormalıydı, o kesin bilirdi.

Geri dönüşte maske taciri grupla tekrar karşılaştı. Onun poşetinde de 1 paket vardı. İstese çocuklara katılabilirdi. Ama onlara yaklaşmak konusunda tereddütlüydü. Bir kere hastalığın başında sırf abisi doktor diye önce onlar ondan uzak durmamış mıydı? Oysa akşam saat 9 olduğunda alkışladıkları yine onun abisiydi. Ve söz konusu kişi zaten riskler dolayısıyla eve gelmiyordu. Yok yok, kimseyle oynamadan da yaşanabilirdi, 1 lira için de onlara katılmaya gerek yoktu.

“Değil mi ama İhsan?”

“Öyle tabii.”

İhsan yine de eve yönelmedi. Gölge bir kenara geçip biraz uzaklaşmalarını bekledi, ardından onları takibe koyuldu. Güneş, dünyayla bir alıp veremediği varmışçasına yakıyor, yol uzadıkça çocuklar sızlanıyordu.

“Hepimize dondurma alabilir miyiz parayla Rıfat?”

“Adama 3 lira dedim oğlum, 10 kutumuz var. Verirse parayı, alırız.”

“Çok sıcak be. Alamazsak yandık!”

“Sen de ne dertlendin be Hayriye teyze…”

Grup “Hayriye Hayriye” diye işaret edip komikmiş gibi gülmeye başladı. İhsan ilgisiz hissetmeye çalışarak yürümeye devam etti. Gitgide mahalleden uzaklaşıyorlardı. Sonunda sahile yakın parka geldiler. Adam bir bankta oturuyordu. Yüzünde hem maske hem siperlik vardı.

Çocuklar yaklaşınca ayağa kalktı. İhsan da parktaki bir ağacın arkasına saklandı. Aralarında 3 metre kadar mesafe vardı.

Adam 30 lirayı mümkün olduğunca yaklaşmadan uzatınca çocukların lideri Rıfat da aynı şekilde poşeti uzattı. O sırada grubun arkalarından cesaret ve korkaklığı bir arada taşıyan bir ses duyuldu. Titrek ve güçlü.

            “Abi, ben sana 15 paket veririm o paraya.”

Adam parasını geri çekti, çocuklar şaşkınlıkla sesin sahibi Zafer’e döndü.

“Ne diyorsun oğlum sen!”

“Abi gerçek söylüyorum.” Sırt çantasını açtı, içindekileri gösterdi. “Bak.”

Çocuklardan biri Zafer’in kafasına vurdu. “Sus ulan.”

“Abi hepsi sana 50 olur.” Dedi Rıfat.

Zafer itiraz edecek olduysa da ağzını açmadı, zaten maskeleri satıp parayı o alsa bile ki bu küçük bir ihtimaldi dayak yerdi. Cesareti bir yumru olup boğazında düğümlendi, sessizce payını bekledi.

Adam 40 lira uzattı. “Benden bu kadar.”

Pazarlık ettilerse de fiyatta 1 lira yukarı çıkılmadı. Adam maskeleri alıp gitti. Ardından Zafer, cesaretini içindeki tüm güç kırıntıları ve mecburiyet hissiyle toplayıp Rıfat’tan 30 lira istedi.

“Hem arkamızdan iş çeviriyorsun hem de para istiyorsun, sen beni aptal mı sandın oğlum?”

Zafer büyük çıkışının ardından kendini ve zorla bir araya getirdiği özgüvenini yerde buldu. Çocuklar hep beraber kahkahalar atarak arkadaşlarına acımasızca bir iki tekme savurdular ve koşarak uzaklaştılar. İhsan öylece kalakalmıştı. Bir süre sonra gitti ve sessizce ağlayan çocuğu kaldırdı. Etraf kalabalık değildi, belki de kimse olanları görmemişti.

Diğer çocuklar 40 lirayla kendilerine ziyafet çekerken İhsan ve Zafer parkta oturdular.

“Para lazımdı İhsan, babam hala iş bulamadı.”

Zafer’in babası pandeminin ortalarında işten çıkarılmıştı.

“Nereden buldun o kadar maskeyi peki?”

“Avni Amca ve Hayriye Teyzeden.”

İhsan poşetindeki tek kutuyu bir parça anlayış ve dostlukla birlikte arkadaşına uzattı. İçinde ona karşı çok büyük bir saygı ve hayranlık uyanmıştı. O da diğerlerinden başkaydı. O da büyümüş çocuklardandı.

Beraber mahallenin yolunu tuttular. Yolda onları yakın yürürken gören birkaç kişinin değişik bakışlarına maruz kaldılar. Bu çatık kaşlılara karşı dil çıkararak ilerlemeye devam ettiler. Güneş nihayet dünyayla barışmış, batmaya durmuştu.

Ne de olsa büyümüş çocuklar da çocuktu.

“Öyle değil mi İhsan?”

“Öyle ya…”

Betül Nisa GENÇ


Like it? Share with your friends!

Betül Nisa Genç
İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunuyum. Marmara üniversitesinde tıp okuyorum. Tam bir insan olabilmek ve insanı anlayabilmek için yazıyorum.

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. İlk kez bir yazıya yorum atıyorum, bugünü not düşeyim :). Yazıyı okurken insan bir anda durup “Eveet pandeminin böyle olasılıkları da vaar” diyor kendi kendine 🙂 Farkındalık oluşturduysa bir yazı, benim için amacına ulaşmıştır. E kalemine sağlık diyelim o zaman 🙂