Vahşi


Karşısında demirden parmaklık, hemen yanında yemek ve su kabı, arkasında ise kendisini palyaço gibi hissettiren iki ayaklılar vardı. Geleli 3 ay olmuştu Vahşi’nin, BARINAK diye adlandırdıkları hapishaneye. Yaratılış gereği hayali yoktu belki de. Ancak onun da bir kalbi ve hesap sorma hakkı vardı iki ayaklılardan. Kaçırılmadan önce annesinin yanından ayrılmazdı. Annesine daha bağlıydı Vahşi; diğer 9 kardeşinin aksine. Diğer kardeşleri taşın, toprağın içinde uyurken; Vahşi, annesinin koynundan ayrılmazdı. Asi bir köpek değildi, yavru olduğu için kötülük bilmezdi. Zamanla öğrenecekti, hayatın acımasızlığını. Süt dişleri zulmü tadarak sivrileşecek ve hayatta kalmak için saldırgan olmak zorunda kalacaktı. Annesiyle beraber yemek ararken, insan diye adlandırılan ancak onun ne demek olduğunu algılayamamış kimseler tarafından taşa tutulmuşlardı bir gün. Annesi, Vahşi’ye zarar gelmemesi için kendisini siper etmiş, dişlerini gösterip hırlamaya başlamıştı. İnsanlar buna rağmen durmamış, ‘seni it, şimdi gösteririm sana’ diye hırslanıp daha çok taş atmaya başlamışlardı. Taşlardan biri Vahşi’nin gözüne isabet edip gözünü kanatmıştı. Bunu gören anne, iki ayaklılardan birini ısırmış, bu arada gelen belediye aracı, iki ayaklıları kurtarmak için ilaçlı silahlarını süngü misali annesine ve ona saplamışlardı.  Vahşi, o gün bugündür yemek, su kabı ve demirin arkasında gizlenen gökyüzüyle arkadaş, annesine de hasret. Hırlamaya hapishaneye geldiği ilk gün başladı. Asiliği iki ayaklılardan öğrendi; uysal yaratılmış olmasına rağmen. Ne kadar sinirlendirseler de vazgeçmiyordu Vahşi. İntikama açtı o; suya ya da mamaya değil. Annesinin kokusu burnunda, patisindeydi sanki. Ancak gözleri onu arıyordu. ANA’DAN ayrılmıştı ve sebebi Eşref-i Mahluk denen İnsandı. Doğduğunda ismi Vahşi değildi. İnsan denen mahluka karşı hep hırladığı için bu lakabı ona yakıştırmışlardı. Hep onunla dalga geçiyor, arada aç bırakıyorlardı. Yalnız değildi o süslü demir parmaklıkların ardında. Hemen yanındaki kafeste Çene adlı bir köpek daha vardı. Vahşi’nin aksine Çene, daha sakin, hayata karşı daha umutluydu. Daha önce gelmişti o, bu barınağa. Tanışmaları, Vahşi’yi yine aç bıraktıkları bir gün Çene’nin yemeğini Vahşi’nin kafesinin önüne fırlatmasıyla gerçekleşir. Durumu garipseyen Vahşi, ilk önce yemekte tereddüt etse de açlığına yenik düşer. Çünkü annesinden sonra ilk yemeğini paylaşan Çene’dir. Böylece konuşmaya başlarlar. İnsanlar anlamasa da dostluk oluşur aralarında. Vahşi, bir gün “neden insanlar bu kadar kötü?” diye sorduğunda “neden azı dişleri daha sivri olan bizken onlar niye bu kadar ısırmaktan, parçalamaktan hoşlanıyor?” sorusuyla cevap alır Çene’den.  Konuşmaları sürer gider ve daha da bağlanırlar birbirlerine. İki kardeş gibi. Sanki Vahşi’nin göremediği annesinden bir parça gibi. Aile gibi. Yine konuşurlarken bir gün barınaktan Çene’yi alırlar iki ayaklılar. Ellerinde 3 ay önce gördüğü süngü şeklinde iğneyi görür Vahşi. Çıldırmaya başlar dostunu kurtarmak için. Ama demirden parmaklıklar buna izin vermez. Çene, çırpınsa da fayda etmez, pes eder bu günün geleceğini adeta bilirmiş gibi. Şu sözlerle elveda der dostuna:

ZAMANIM GELDİ DOST

AY IŞIĞINDAN SU KABIMA YANSIYAN GÖZYAŞIMLA VEDA EDİYORUM SANA

MAMA DİYE ÖNÜMÜZE SERDİKLERİ SÜSLENMİŞ ZEHİR VE KANLA BEZENMİŞ İĞNELİ SÜNGÜLERİYLE

AZI DİŞLERİM VE SUYA HASRET DİLİMLE VEDA EDİYORUM.

DERSEN Kİ BU NEDİR?

BU BİR ŞİİR, İKİ AYAKLILARIN İCADI

ZULÜM NEDİR?

DÖRTLÜĞÜ YAZDIRANIN MİRASI

Bu şiir dostundan duyduğu son şey olur Vahşi’nin. Bir daha da görmez Çene’yi. Ve daha sonra baştan yazılmış olan senaryonun kendisine düşen perdesini oynamak için beklemeye başlar. Ötenaziyle son bulacak hayatının. “Başrol olarak oynatılan, ölüm emri verilmiş hayvan”, seyirci olarak izleyen ve ölüm iğnesini saplayan hayvanlardan kat ve kat şereflidir.


Beğendiniz mi? Lütfen paylaşın!

2 shares
Batuhan Ulaş

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olup şu an avukat olarak çalışıyorum. Mesleğimden ziyade edebiyata daha meraklıyım. Edebiyatın insanı insan yapan değerlerden biri olduğunu düşündüğüm için bu sitedeyim.

7 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Şeref, güçlü,güçsüz kavramına çok güzel bir bakış açısı, konuşamayanların sesi olmuşsunuz, kaleminize sağlık…

  2. Yorumum gerçekten Okurken gözlerim doldu içimi acıttı mısraların başarılarının devamını diliyorum

Send this to a friend