Yasin Pehlivan


Zamanın birinde yiğitliği civardaki tüm köylere, kasabalara ve ilçelere uzanan iri yapılı, uzun boylu, uzun yüzlü, sivri çeneli, keskin bakışlı ve sarı saçlı olan, lakabını kazandığı güreşlerden alan Yasin pehlivan varmış. Herkes adını değil de lakabını söylermiş. Pehlivan genç olmasına rağmen kendisinden yaşça büyük ve daha iri yapılı olan rakiplerini kolaylıkla yenebiliyormuş. Pehlivanın yaşadığı köye Ömer ağanın köyü denirmiş. Pehlivan yiğitliğiyle anılırken aynı zamanda da dürüstlüğü, yardım severliği ve cesaretiyle de tanınırmış. Bu sebeple pehlivanı köyde herkes çok severmiş.

Pehlivan bir gün aynı köyden olan Rasim çavuşun kızına âşık olmuş ama cesur pehlivan bunu bir türlü dile getiremiyormuş. Annesi Meryem hanımın onu son zamanlarda üzgün ve dalgın görmesi üzerine dışarıda duran sekinin üzerine oturarak pehlivana;

– “Gel oğlum, ayakta durup dağlara karşı iç çekerek sessizce konuşacağına annen ile iki kelam et de derdini anlayalım.” demiş.

Lafını sözünü esirgemeden, utanıp sıkılmadan konuşan pehlivan annesinin karşısında kötü bir suç işlemişçesine yüzünü yere eğerek utana sıkıla başlamış konuşmaya:

– “Rasim çavuşun kızı Halime ne zamandır gözümün önünden gitmiyor. Şimdi bana, yeni mi gördün kızı yıllardır yan yanayız, yıllardır senin arkadaşın oğlum o kız, diyeceksin ama ne söyleyeyim bilmem ki.”

– “Hayrola neden gözünün önünden gitmiyor?” diye sormuş annesi.

– “Halime yıllardır benim arkadaşım ama ben Halime’yi daha yeni hissediyorum anne.” demiş. 

Annesi Meryem Hanım;

– “Üzme kendini, kaldır başını oğlum. Belli ki sevmişsin Halime’yi. Sevmekten daha masum ve güzel bir şey yoktur. Utanıp sıkılma, Rasim çavuş inatçıdır ama sever seni. Gider Allah’ın izniyle isteriz kızı kızın da gönlü varsa bu iş olur.” demiş.

Sert duruşlu pehlivan bir çocuk sevinciyle fırlamış oturduğu sekinin üzerinden eğilerek annesinin elini öpüp;

– “Hazırlan anne, akşama gidip isteyelim.” demiş.

Annesi şaşkın;

– “Oğlum dur, önce bir haber verelim Rasim çavuşa, ondan sonra bir akşam gider isteriz.” demiş.

Yerinde duramayan pehlivan annesini iki dakika oturtturur mu yerinde;

– “Kalk anne ne duruyorsun o zaman kalk haber ver de istemeye gidelim, diye güleç bir şekilde söylenerek annesini sekiden kaldırmış.

Annesi ise;

– “Ah benim bir anda divane olan oğlum! Bu acelen ne?” diyerek oğlunu kırmayıp Rasim çavuşun evinin yolunu tutmuş.

Evin bahçesinde ekili domateslerine su döken Rasim Çavuş, Meryem hanımı görünce;

– “Buyur Meryem bacı hoş geldin.” demiş.

Meryem Hanım;

– “Kolay gelsin Rasim Ağa, hoş buldum. Az soluklan hele sana diyeceklerim var.” demiş.

Rasim Çavuş:

– “Hayrola bacı, nedir diyeceğin?”

Meryem Hanım;

– “Beni bilirsin Ağa, lafı dolandırmayı hiç sevmem. Bizim deli oğlan Halime kızıma sevdalanmış. Garibim dertli, dertli düşünür olmuş. Bugün bana anlattı, ben de sana geldim. Akşam müsaitsen gelelim, Allah’ın emriyle isteyelim kızı. Sen de rıza gösterirsen yaza düğünle şenlendirelim köyümüzü.” demiş.

Rasim Çavuş;

– “Pehlivanı hem severim hem de tanırım. Özü sözü bir, edepli terbiyeli, işinde aşında bir delikanlıdır. Bana sorarsan aha şimdi verdim gitti ama Halime kızım istemezse bir şey diyemem Meryem bacı.” demiş.

Meryem Hanım Rasim Çavuştan müsaade isteyip yarın akşama görüşmek üzere söz almışlar. Eve gidip pehlivana durumu anlatan Meryem Hanım hemen yarın için hazırlıklara başlamış. Geceyi uykusuzlukla geçiren pehlivan sabah olur olmaz minibüse atladığı gibi ilçeye inmiş. Berberde saçını sakalını düzelttiren pehlivan ilçeden annesinin istedikleriyle bir paket çikolata, bir paket leblebi ve bir buket çiçek alıp köye dönmüş.

Akşam olunca pehlivan ve annesi Rasim çavuşun evine Halime’yi istemeye gitmişler. Çiçeği, çikolatayı alan Rasim Çavuş pehlivana bakıp gülümseyerek;

– “Seni uyanık seni, sevdiğimi bildiğin için aldın de mi bu leblebiyi?” diyerek leblebiyi almış.

Pehlivan;

– “Rasim amca bu şehirde şu leblebiyi sevmeyen var mıdır?” diye sorarak evin oturma odasına geçmiş.

Kız isteme merasimi sevinçli haberlerle bitince annesi ve pehlivan izin isteyerek evine dönmüş.  Derken aradan geçen zamanın içerisinde nişan tarihi alarak pehlivan ve Halime köyde bir hafta süren bir nişan töreni neticesinde nişanlanmışlar.

Bir gün arkadaşlarıyla köyde gezinen pehlivan köyün girişe gelmiş ve arkadaşlarına;

– “Yıllardır bu köydeyiz şu mağaraya hiç girmedik. Sahi biz niye mağaraya girmedik?” diye sormuş.

Arkadaşlarından biri;

– “Bu mağaraya kimse cesaret edip giremiyor, girenler geri çıkamıyormuş; o yüzden kimse cesaret edemiyor ki!” demiş.

Pehlivan;

– “Ne olacak ya, ben girerim bu mağaraya.” demiş.

Arkadaşları, “Giremezsin!” deyince iş iddiaya binmiş ve iddiaya girmişler. Pehlivan evine gidip bir fener alarak mağaranın girişine tekrar gelmiş. Arkadaşları, “Boş ver ya girme, biz vazgeçtik iddiadan.” deseler de pehlivan inat edip mağaraya girmiş.

Mağara inildikçe genişliyor ve git gide daha da karanlık oluyormuş. Pehlivan sol elinde tuttuğu fenerle ilerlerken sağ eliyle de küf kokusundan sızlama derecesine gelen burnunu kapatıyormuş. Cesur pehlivan hiçbir şeyden korkmazmış ama mağara da ilerledikçe içini bir ürperti kaplamış. Ancak cesaretine toz kondurmayacak ya yanında biri var da korktuğunu görecekmiş gibi ürperdiğini ve korktuğunu gizlemeye çalışıyormuş.

Mağaranın içinde irili ufaklı bölmeler gören pehlivan aniden beliren mavi ışık üzmesiyle irkilerek durmuş. Pehlivanın karşısında birdenbire masmavi ışıl, ışıl parlayan uzun saçlarıyla, güzel sarı gözleriyle, büyüleyici bir yüzü olan ince, beyaz kelebek kanatlarına benzeyen kanatlarına sahip olan bir kız belirmiş.

Kız pehlivana;

– “Sen kimsin, burada ne işin var?” diye sormuş.

Pehlivan o kadar çok korkmuş ki ağzını açıp tek bir kelime bile edememiş. Kız gülümseyerek,

– “Korkma sakin ol soruma cevap ver.” demiş.

Pehlivan yalnızca;

– “Sen nesin?” diye sorabilmiş.

Bunun üzerine kız;

– “Ben bir periyim, bana burada al kız derler. Peki sen kimsin?” diye sormuş.

Pehlivan;

– “Be… be… ben de pehlivan.” diye kekeleyerek cevap vermiş.

Pehlivanın yüzü bembeyaz olmuş. Elleri, ayakları titriyormuş.

Peri kız;

– “Buraya girmemeliydin,” demiş.

O sırada mağara da bulunan diğer periler pehlivanın etrafını sarmışlar.

Pehlivan;

– “Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim. Şimdi çıkıp gidiyorum.” demiş.

Ancak periler pehlivanı bırakmamışlar.

Al kız;

– “Buraya gelip bizi görmemeliydin senin gitmene izin veremeyiz.” demiş.

Bunun üzerine pehlivan;

– “Sizin burada yaşadığınızı kimseye söylemem, lütfen gitmeme izin verin.” demiş.

Al kız;

– “Buradan gitmene tek bir şartla müsaade edilir. O da bizden biriyle evlenerek ve kimseye bir şey söylemeyerek olabilir. Bunu kabul edersen gidebilirsin.” demiş.

Pehlivan çaresiz kabul etmiş. Onların törenince al kız ile evlenen pehlivan kimseye söylemeyeceğine dair söz alarak korkuyla koşup mağaradan çıkmış. Saatler sonrasında mağaradan çıkan pehlivanın arkadaşları pehlivanı bembeyaz görünce;

– “Ne oldu sana?” diye sormuşlar.

Pehlivan;

– “Boş verin gidelim artık buradan.” demiş ve arkadaşlarıyla birlikte evlerine gitmişler.

Aradan geçen zaman sonrasında pehlivan ve Halime evlenme kararları almışlar ve düğün günü gelip çatmış ve pehlivan Halime ile evlenmiş. Ertesi gün Halime evin dışında oturan pehlivana bakarak;

– “Şurada duran tavuğu kes de pişirip afiyetle yiyelim.” demiş.

Bunun üzerine pehlivan biraz uğraşarak tavuğu yakalamış.

Halime gülümseyerek;

– “Al şu bıçağı kes tavuğu.” deyince pehlivan bıçağı tavuğun boynuna vurmuş. Kanı akar akmaz yerde tutarak kestiği tavuk bir anda insana dönüşerek evlendiği eşi Halime olmuş. Pehlivan şaşkınlık ve korku ile elinde tuttuğu bıçağı fırlatarak,

– “Aman Allah’ım bu ne böyle?” diyerek ayağa kalkıp geri, geri birkaç adım attıktan sonra yere düşmüş. O sırada şu tavuğu kes de yiyelim diyen Halime bir anda al kıza dönüşerek;

– “Sen benimle evliydin ama bana ihanet ederek bu kızla evlendin. Ben de sana ceza olarak bu kızı tavuğa dönüştürüp yerine geçerek sana onu kestirdim.” demiş.

Pehlivan bu olaydan sonra delirerek aklını kaybetmiş. Gel zaman git zaman köydeki insanlara kendince olan biteni anlatırmış ama delirdi diye kimse ona kulak asmazmış. 


Like it? Share with your friends!

Serkan Emir
Ben bir yazar aday adayı olarak pek çok yazı ve kitap çalışması yapıyorum. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum ve bu anlamda insanın en iyi dostunun, sırdaşının ve psikiyatristinin kendi kalemi defteri olduğunu düşünüyorum.

5 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    1. Rica ederim . Gönlünüzden ve elinizden gelenin en iyisi için çabaladığınıza yürekten inanıyorum .
      ( edebiyat ) sevdalısı gençlerimizin desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum .

      1. Güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Elimden geldiğince vakit buldukça yazmaya ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum sürekli şehir dışına gittiğimden yazdıklarım hep defterde kalıyor maalesef

Send this to a friend