Hoş Geldin Aldo Bianco


Hoş geldin Aldo Bianco..!

Teşekkür ederim, hem de çok teşekkür ederim…

Ben de diyordum neden? Neden yanlış anlıyorum, anlayamıyorum bu milleti…

Bir kez daha kanıtladınız bugün, gülme… Haklısın, kendi kendime kurdum, kendi kendime küstüm sana… Umurunda da olmayacağım, farkındayım artık, baksana üzülmüyorum diye yazabildiğime göre… Ama dikkatli ol, doldurdun iyice… Anlamadın değil mi? Neyi mi doldurdum diyorsun? Salağa yatmak dedikleri bu senin yaptığın, alt dudağa yatmak diyebilirsin sen, baksana, evet evet, aynaya bakmalısın önce, beden dilinden sınıfta kaldın haberin yok…

Hayır yaaa. Sen aslında şampiyonlar ligindesin, ben gerçekler liginde küme düştüm haberim olmamış bile. Çok sanal takıldım dünyaya. Hem de bin bir âlemin içinde tozutturacak kadar sanal gerçekçilik stajımı tamamlamaya az kalmıştı ki…

Vay be dedirttin bugün… Vay be, sen meğer ne biçim, sen meğer ne mükemmel, sen meğer neme lazım boş ver, neden düşünüyorum ki şimdi bunları… Kusuyorum işte bak, evet seni ne kadar sevdiğimi kusuyorum şu anda… In the past ama, geçmiş zaman olacak bu yazıyı okuduğunda… Okumayacağına eminim, ama olur ya hani, okursan eğer, bunları sana yazdığımı, bugün bana yaptıklarından sonra bütün bunları sana yazdığımı belki anlarsın.

Haberin olsun Aldo Bianco da çok alındı, aslında çok kızdı sana… Bana ne mi dedi, tiktir et dedi… Her zamanki gerçek dostummuş meğer o, dinlemezdim ya onu hiç, hani hep sizlere ayırıyordum ya bütün o zamanlarımı, benim boş senin dolu olan zamanları…

Boş zamanımın adamıymışsın sen, burada kadınıymışım da yazayım da, senden başkaları da okuyacak ya bu satırları, onlar tam anlamasın kime kızdığımı…

Yine bizim hocayı kızdırmışlar… Bu adam kızınca iyi oluyor, eğleniyorsun değil mi… Umursamadığını belli ettin bir kez daha, yapmacık konuşmalarınla, kim bilir hangi köylü kurnazı cümlelerinle, neler diyebileceksin bana…

Yav senin içini okurum ben, sen var ya sen, büyük yanlış yaptın kızım… Sana göre çok basit olan bir şeyin Aldo Bianco için ne kadar değerli olabileceği aklının içindeki o küçücük amigdalacıktan bile geçmedi… Evet, amigdala… Çatla da patla, yeni öğrendim bu kelimeyi, amigdala, amigdala, amigdala… Oh olsun ama benim amigdalama da…

Nisan Mayıs ayları gevşer insan yayları derdim ya, bu kadar da olmaz, tam da 1 Mayıs tı bugün, tam da gününde yaptın yapacağını. Millet ne güzel yayılmıştı oraya buraya, milli mangal bayramımızı kutluyorlardı, salata doğrarken tabağın içine, sen neler neler doğradığını bir bilsen… Evet ya, sen resmen doğradın da haberin yok. Doğrandın sen be…

Aldo Bianco o kadar susuyor ki… Evet susuyor, ağzı dili kuruyor konuşamamaktan ve susuyor… Gün gelecek bütün suskunluklarının susuzluğunu giderecek, sen olmayacaksın o zaman onun ve benim yanımda. Ben izin vermeye yeltensem bile, o seni çok çabuk harcadı bil… Tıpkı senin bugün yaptığın gibi…

Müziğin ritmi de mi şans eseri değişti şimdi, daha bir oynak havalar çalıyor, parmaklar şıkırdıyor resmen, kırık moraller şakır şakır çitiliyor resmi sözleşmeleri… Ne kadar da söz dinlemiştim senden, kafamın içini ne rahat dolduruyorsun, sözlerini ne önemle dinlerdim halbuki…

Geçmiş olsun tekrardan, vallahi büyük geçmiş olsun. Yarın tanışacaksın en büyük oyuncuyla, bugünden sonra, bu kelimeden sonra sen sadece Aldo Bianco’yla muhatap olabileceksin. Görürsen tabi, görebilirsen, sesini duyabilirsen, ağzı da kokuyormuş… Konuşmadı ki senelerce olsun o kadar, ağzı da koksun, dili de…

Dil kaslarını da geliştirmeye karar verdi benim Aldom, zamanımız çok, sabırlıyızdır biz. Öyle senin gibi aceleci ve vıdı vıdı dil kası dünya şampiyonu değiliz… Varsın tüy sıklet olsun dilimiz elbet gelişecektir hançerimiz…

Demin yazdım ya artık Aldomun umurunda değilsin diye, ya da onun gibi bir şey, iki satır geriyi oku bir zahmet, onun gibi bir şeydi işte… Gerçekten o andan itibaren koptu senden, hatta şu andan itibaren yazmayı acilen sonlandırmak istiyor…

Tekrar edelim, özetleyelim, bir baştan bir ortadan bir de sondan okuyanlara da kolaylık olsun hem. Özür dilerim seni de mi içine kattım yoksa, öyle yaptıysan eğer boşuna da üstüne alınmamışsın. Sen değil, sen değil dedim ya, iki satır öncesi senin için yazılmadı. Üffff, iyice karıştırdın, sen var ya…

Bugün beni iyice karıştırdın… Yine döndüm döneceğim yere… Ama sana teşekkür etmek istiyorum, hem de çok teşekkür etmek istiyorum. Senin sayende basit geçmiş zamanı bir kez daha tekrarlamış oldum.

Oysa geniş ne güzeldi değil mi, Şimdiki zamanla başlamıştık seninle, zamanla geniş zamanlarda bol bol kulaklarımın pasını aldığını düşünüp kendi kendime Aldomu haksız çıkarttığımı kurguluyordum.

Aldo, özür dilerim Aldo Bianco, sen haklıymışsın bak, çok çabuk geçmiş zamana geçti değil mi? Hâlbuki daha çok vakit vardı, müfredat dışına çıktı, kafasına göre davrandı, …

Ne o bitiremedin bir türlü mü dedin? Haklısın Aldom. Bilirsin ben türlü yapmasını çok severim.

Güldürdün beni şimdi… Türlü içine salatalık konulmaz ki, hadi tamam o kadar nazik yazmayalım, hıyarlı türlü yapılmaz diyorsun değil mi?

Evet bir hıyarlık etti, sen de hemen geçmiş zaman türlüne malzeme yaptın onu. Ah Aldo Bianco ah… Bu arada hıyarın erkeği dişisi olur mu? Hıyar mı hıyare mi?

Ben demiyor muyum sana, zayıflamamız lazım… Salata yapmasını da öğrenelim, bak en son astroloğumuzda aynısını dememiş miydi? Bizim yatkınlığımız varmış yemek yapmaya.

Ben mi yanlış anladım yoksa, yemeğe mi demişti yoksa yemeye mi demişti?

Çok iyi yerim biliyorum bunu… da… ben ne zaman şu türlüyü koymasını becerebileceğim ocağın üstüne?

Gelecek Zaman mı dedin? Yok artık… Hayır, başa dönüyorum. Basit geçmiş zaman… Bundan sonra geçmiş zamansın sen… Basit, simple…

Oh be… Rahatladım şimdi…

Sana teşekkür etmiştim ya, belki de on kez…

Esas sana hoş geldin diyorum Aldo Biancom…

Bırakma beni hiç olur mu?

Nede olsa türlü yapmaya başladım, ocağın altını da yaktırdın bana… Çok girecek değil mi? Sen de görüyorsun, hissediyorsun değil mi? Yıllardır gözünün önündeki bütün, türlü türlülükler girecekler o geçmişin içine…

Tamam, gelecek zaman yok şimdi… Kim yiyecek o türlüyü falan filan… Kimse kim… Bitir şimdi, iyice uzattın… Söyle bakalım tekrar:

Hoş geldin Aldo Bianco!


Like it? Share with your friends!

1 share
Ahmet Gencal
İngilizce öğretmeni. Psikolojik denemeler ve öyküler ustası. Zamanla tıpkı bir çaykara gibi arıtılıp gün yüzüne çıkan damıtılmış yaşanmışlıklarını eserlerinde kullanıyor.

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend