Kalp Karası


Ben Murat.

Yerin yaklaşık 400 metre altında gene yaklaşık 800 kişi ile birlikte çalışan bir işçiyim. Bana özel bayramım var ve o gün de çalıştım. Ben yerin altında iken yerin üstündekiler kutlamıştır sanırım bilmiyorum. Akşam vardiya bitip canlı bir şekilde eve geldikten sonra en büyük bayram uyumak benim için. Zira sabahın -ki lafın gelişi sabah diyorum çünkü evden çıktığımızda hala hava karanlık ve muhtemelen gece olmalı- köründe kalkmam gerekiyor.

Dünyada işçi bayramı olarak işçiler dışında herkesin kutladığı günden neredeyse iki hafta sonraydı. Sabah dünya henüz uyanmamışken kalktım ve gene uyanmamış 3 yaşındaki kızım Dicle’yi uyandırmamak için basitçe öptüm. Uyanınca durmuyor, benimle gelmek istiyordu. Dünyanın ilkel kalmış, başına devrilip ölmezsen de ömrünü kısaltan, alınması gereken güvenlik önlemleri maddi bir külfet olduğu için “para kaybetmektense insan kaybetmeyi” ilke edinmiş bir iş kolu için 3 yaşı henüz küçük bir yaştı. Böyle bir iş için her yaş sorundu ama ne çare. Ev kirası, kredi kartının borcu, çocuğun maması-bezi derken girmek gerekiyordu yerin altına. Yanlış anlamayın yerin altı derken ölmeyi kastetmedim.

Evden, yanıma aldığım sefer tası ile çıkıp madene yürüdüm. Vardiya değişimi oldu ve çalışmaya başladık 800 kişi yerin altında. Buralar önemli değil zaten ne uğruna diye sormayın, dedim ya kira şu bu var diye!

Saatini sonradan öğrendiğim kadarıyla 03:00’da bir patlama oldu ve korunma alanına geçtik ölmemek için. Ancak bu iş kolunda bir faciaya karşı 800 kişinin de korunacağı alanlar olmalıydı. Olmadı. Çünkü insan hayatının, özellikle bazı insanların hayatının o kadar etmediği düşünüldü demek ki. Ancak dediğim gibi ne çare. 10 saatten fazla yerin altında nefes almaya çalıştım. Belden aşağım tutmuyordu sürünerek bir boruya yanaşıp delik açarak hayatta kaldım. 301 kişi öldü o gece o madende. Maden değildi gerçi, maden kelimesi yetmedi anlatmaya. Toplu mezar diyelim biz. 301 insan öldü, 301 hayal, 301 umut öldü o gece orada. Aileleri ve çocukları da o 301 kişi gibi nefes alamadı yerin üstünde o gece. Yer Soma!

Yaklaşık 11 saat sonra yerin altından çıkardılar beni. Ambulansa götürmek için sedyeye bindirdiler. Sonra ben aslında sizin para için katılaşmış kalplerinizi kıracak bir cümle söyledim. “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin.

İsmi Murat Yalçın.

Sedyenizin kirlenmemesini düşünen hani. 11 saat yerin altında kalıp, 301 arkadaşını kaybettikten hemen sonra sizin lanet sedyenizin kirlenmemesini düşünen Murat Yalçın. Ancak sizin yüzlerce insanın hayatını düşünmediklerinizden biri. Binlercesinden bir tanesi.

Murat Yalçın

Dünyada işçilerin bayramı diye işçi olmayanların kişisel tatminini yaptığı günden iki hafta sonraydı. En büyük bayram kimseye muhtaç olmadan 3 yaşındaki kızına sarılabilmekti. Diğer işçilerin de öyledir sanıyorum. İnsan olarak görülen, birey olarak sayılan, sayıdan ibaret olmadan yaşayanların bayramı olur.

Ne yazık ki dünya böyle işte. Yüzü kara olan hep Murat Yalçın gibiler olacak, kalbi kömür karası olanlar tarafından. Ancak ne çare!


Beğendiniz mi? Lütfen paylaşın!

2 shares
Murat Altaylı

Okumanın dünyanın en anlamlı eylemi olduğuna inanarak büyümedim ancak geç de olsa buna kanaat getirdim. Gündelik tüm sorunların çözümünün de bu eylemden geçtiğine inandım. Umarım sizlere de inandırabiliriz.

8 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Günün anlam ve önemine dikkat çeken mesajlarını çok net veren bir yazı olmuş tebrikler yüreğinize ….kalbi kömür karası olanlar tabiri etkiledi beni ….

  2. Durumu güzel özetleyen bir yazı olmuş. Öykülemenin biraz daha uzamasını isterdim açıkçası. Emeğine sağlık.

  3. Akılların, vicdanların, kalplerin bulanıklığını ne güzel anlatmışsınız. Emeğinize sağık.

Send this to a friend