Eşkıya Ölmemiş


(You’ll never walk alone…)

Film Adı: EŞKIYA (1996)

Süresi: 2:02:22

Film Eşkıya’nın 35 yıl sonra Şanlıurfa ile Viranşehir Ceza ve Tutuk Evinden tahliye olduğu sahne ile başlar.

Köyüne gitmekte olan Eşkıya eski model bir otobüsün içinde sessizce, meraklı ancak vakur bakışlarla otobüs penceresinden etrafı seyretmektedir. Cezaevinde yıllardır dinlediği türküler beyninin içinden değil otobüsün arka koltuğunda yanık yanık türkü söyleyen bir gence aittir. Söylenen türküde zalim Fırat teması işlenmektedir. Aile, Fırat, zalimlik… Eşkıya’nın yüz hatları 35 yılın yorgunluğunu taşımaktadır. Otobüsün ön sağ camında otobüs firma numarası 9 dur. Burada yönetmenimiz 35 yıl sonra bu kadar zorluklara rağmen tahliye olmayı başaran Eşkıya’nın 9 canlı olduğuna bilinçaltı gönderme yaparak seyirciyi hazırlamaktadır.

Şehirde bir otel odasında dinlenme sahnesi, Seyirciye en başta bundan sonrakiler bir rüyaymış hissi de vermektedir. Eşkıya köyüne gider, köy denen bir şey yoktur artık. Terk edilmiş, yıkılmış köyünün her yerini dolaşan Eşkıya bir de bakar köy baraj sularının altında kalmıştır. Barajı görme sahnesi; Efkan Oğur’un muhteşem müziği başlar, Şu Fırat’ın suyu akar derindir… Burada Eşkıya’nın geçen 35 yıl boyunca köyünden hiç kimseyle görüşmediği seyirciye verilmektedir. Eşkıya şaşkın, Eşkıya üzgün, Eşkıya için artık geçmiş yok, sular altında…  Köyde sadece Ceren Ana kalmıştır, yaşlı kadın kendine köyün delisi demektedir. Eşkıya’ya kendi boynundaki nuskasını verir. “Bunu al, seni mermiye karşı korur.” der. Burada ileriki sahnelerde Eşkıya’nın başına çok şeyler geleceği ve Eşkıya’nın bu muska sayesinde, geçmişe duyduğu saygı ve özlem sayesinde kötülüklerden korunacağı bilgisi verilmektedir.

Eşkıya kendisini ihbar eden Mustafa’yı bulur, sebebini sorar, can arkadaşı Berfo’nun sevdiği Gece ile evlenebilmek için Eşkıya’yı üç beş altın karşılığı Mustafa’ya ihbar ettirdiğini öğrenir. Eşkıya Mustafa’yı öldürmeden yok olur, Trenle İstanbul’a gidecektir. Tren sahnesi başlar. Trende Cumali (Uğur Yücel) ile tanışır. Ona bilmeden çok yardımcı olur.

İstanbul’a ilk kez gelen Eşkıya’ya da Cumali yardımcı olur.  Yerleştiği otelin adı Cumhuriyet Otelidir, sahibi feminen bir karakter kız İsmet, yardımcı karakterlerin konuşması Ruslar, kominizm, onların dolaylı övülmesi. Seyirciye politik mesaj verilmesi, siyah-beyaz, çapraz sorgu hissi verilmesi, filmin ilerisinde Eşkıya’nın çok şaşıracağı ve şimdiye kadarki değerlerinin çok çabuk değişeceğinin hazırlığı yapılmaktadır.

Otel odasında Uğur ile sohbeti:

“Birini arıyorum, nerde bulacağımı bilmiyorum. Gerekirse 10 milyonunun da yüzüne bakacağım…” Çaresizlik içindeki Eşkıya’nın kararlılık ve azmi…

Sonraki sahne, mahalledeki gençler… Sohbetten önce omzunda beş on süpürgeyle sokaktan geçen süpürgeci. Yönetmenin mesajı, buralarda süpürülecek çok şey var… Değerlerimiz kirlenmiş, insanlar süprüntü olmuş… Bundan sonra asıl kirlenmiş, süpürülmesi, temizlenmesi gereken koca bir İstanbul göstereceğim size…

Geceyi aramaya çıkan Eşkıya, Cumali’ye nereye gittiğini bilmediğini söylüyor. “Bana fazla soru sorma, ben sadece buranın sesini duymaya çalışıyorum, benim dikkatimi dağıtma sadece yürü.” diyor.

Cumali: “Gece diye birisi, adres İstanbul… Biz manyak mıyız abi…”

Eşkıya: “Ben birini arıyorum. Dürbünle… Başka türlü göremiyorum…”

“Bu şehir hapishane, nefes alamıyorum. Hayvan ölüsü gibi kokuyor, koğuşlar böyle kokardı…”

Eşkıya çocuğa şeker verir. Çocuk dürbüne bakmak ister. Damdan çocuk şehre bakarken konuşurlar… “Eşkıya ne?” “Yol kesen, haraç alan, dağlarda yaşayan, yani senin benim gibi insanoğlu…”

“Eşkıya tanır mısın sen?” Sorusuna kendisini anlatarak cevap verir. Bir çocuğa kendisini anlatan Eşkıya… Çocuk kendini anlattığını anlar. Eşkıya buna çok şaşırır…

Şans eseri TV de aradığı Berfo’yu görür. Berfo ünlü bir işadamı olmuştur…

Filmin ellinci dakikası: Eşkıya’nın çatı sahnesi. Ellerini iki yana açarak, “Keje Keje” diyerek onu araması, Mevleviler gibi döne döne onu araması. Burada sevginin ne kadar güçlü olduğu ve artık İstanbul’dayım, seni almaya geliyorum mesajını sevdiğine vermesi…

Eşkıya’nın Cumali ile sohbeti: “Uyuşturucu satmak, hırsızlık, dolandırıcılık, hiçbiri yol değildir, insana göre değildir hiçbirisi. Hapiste çok insan tanıdım bunlarla uğraşan, hepsinin sonları kötü oldu…”

Cumali: “Babam Yılmaz Güney’e hayranmış. İnce Cumali Filmini on beş kere seyretmiş Adana’da. Babam Yılmaz Güneyi taklit ederdi hayatında…” Burada seyirci bilinçaltına bu filmi çok kere izlemelisiniz mesajı veriliyor… Cumali babasının hikâyesini anlatır… “Babam iyi oldu da ne oldu yani… Hayatta her şey oluyor…”

Eşkıya: “Biz hapisteyken iki tane Kemal tanırdık. Biri Mustafa Kemal öbürü Dudu Kemal… Dudu Kemal çocuk yaşta bir mahkûmdu katildi… Her sabah erken kalkar, gazeteleri önce o alır, deli gibi çevirirdi… Af haberi arardı… Yıllarca af haberi aradı… Sonunda bir aftan yararlanarak dışarı çıktı, bir hafta sonra birini öldürdü tekrar hapse düştü Dudu Kemal… Sana bakınca hep o çocuk aklıma geliyor… Eğer benim oğlum olsaydı senin yaşında olacaktı…”

Cumali: “Benim babam da yaşasaydı senin yaşında olacaktı Eşkıya…”

Seyirci bilinçaltına verilen mesaj. Mustafa Kemal yaşasaydı, Türkiye ne halde olacaktı… Nasıl olacaktı…

Filmin elli beşinci dakikası: Eşkıya ve Cumali’nin gözaltına alındıkları sahne. Eşkıya gözaltında sinir krizi geçiriyor. “Çıkarın beni buradan!” diye kapıları yumrukluyor.

Filmin elli sekizinci dakikası: Berfo Eşkıya ve Cumali’ye gözaltından bir telefonla çıkartır. Adamlarını karakola yollar, Eşkıya’yı evine getirtir.

Otuz beş yıl sonra iki can arkadaşın buluşması ve sohbeti başlar.

Filmin tam ortasında, hikâyenin en önemli bölümü verilir. Seyirci bundan sonra öyküyü daha iyi anlayacaktır. Aynı zamanda, sinema salonlarındaki ara verilir… Televizyonda reklamlar. Ve bu yazıyı okuyan sizler de lütfen biraz soluklanın, hadi çay mı içelim ne?… Ben neskafe istiyorum…

Tekerlekli sandalyede, oksijen tüpüne bağlı, sağlık sorunu olan Berfo diyafram nefesini çok iyi almaktadır, seyirciye hastalığın ciddi olduğu izlenimi tam olarak verilir.

Eşkıya ve Berfo sohbeti başlar:

Eşkıya: “Adını değiştirmişsin Berfo. Keje yaşıyor mu? Seninle mi? Bana niye ihanet ettin Berfo?”

Berfo: “İhanet ha? Demek sen benim yaptıklarıma ihanet diyorsun ha? Peki, iyi, öyle olsun… Şimdi ben sana şöyle desem; Ben bunları yaptım, çünkü âşıktım ben, yani vurulmuştum, ölüyordum aşkımdan, bunun üzenine kim bana ne diyebilir ha? İhanet ne? Aşkım için yaptım ulan… Ahlaksızlık mı, evet yaptım… Ben en yakın arkadaşını, seni, jandarmaya ihbar etmiş adamım, sen yapabilir miydin benim yaptığımı ha? En sevgili arkadaşına ihanet edebilir miydin? Onu jandarmaya ihbar edebilir miydin? Arkadaşının altınlarını çalabilir miydin? O altınlarla arkadaşının sevdiği kadını anasından babasından satın alabilir miydin? Arkadaşını ölüme gönderebilir miydin? Ama ben yaptım, aşkım için… Şimdi söyle bana hangimizin aşkı Keje’ye daha büyük ha? Hangimizin? Hangimiz Keje için bu kadar günaha girmeyi göze alabildi? Bu aşk için ben Cehennemde yanmaya hazırım. Ya sen?”

Berfo: “Ama Keje beni istemedi. Gerçi altınları sayınca babasına, verdiler bana kızı. Keje, gariptir hiç itiraz etmedi, arkamdan geldi, ama bir daha ağzını açmadı, tek kelime konuşmadı, ne benimle ne de başkasıyla, otuz beş senedir susuyor bana, konuşması için yalvardım, yakardım, dövdüm, saçlarından tutup yerlerde sürükledim, sokaklara attım, diz çöküp ağladım, ama konuşmadı, ne konuştu, ne de bir evlat verdi… Gene de vazgeçmedim Keje’den, ne evlendim bir daha ne de çocuk istedim. İstesem ilelebet beni göremezdin, bir kilometre kadar yakınıma sokulamazdın, seni o hapishaneye geri yollayabilirdim, neden buradasın biliyor musun? Keje’nin yanına gidip konuşacaksın, eğer Keje seninle de konuşmazsa anlarım ki dünyaya küsmüş, kimseyi istemiyor, kendini diri diri mezara gömmüş.”

Eşkıya: “Ya konuşursa?” diye sorar, Berfo’ya yaklaşarak.

Keje ile Eşkıya’nın buluşma sahnesi:

Eşkıya: “Keje, Keje… Beni hapiste vurdular Keje, ölmedim… Hastalandım, bir ciğerimi orada bıraktım, gene ölmedim, çok dövdüler beni, kan kustum, ama ölmedim, yaşadım, seni bir kez daha görebilmek için yaşadım. Şimdi bana dediler ki, kimse sesini duyamıyormuş, susmuşsun… Benimle de konuşmayacak mısın Keje? Sesini duyamayacak mıyım?”

(Bu arada Berfo tekerlekli sandalyesiyle kapı arkasından onları dinlemektedir)

Keje: “Eşkıyalar ölünce hala yıldız olur…”

(Berfo Keje’nin konuştuğunu duyar ve yıkılır…)

Eşkıya: (mutluluk içinde gülümseyerek konuşmaya başlar) “Dağlardayken geceleri bin bir haşeranın kurdun sesini duyarsın, yatardım bir kayanın üzerine ve gökyüzünü seyrederdim, yıldızları, seni düşünürdüm, sonra bir yıldız kayardı ve derdim ki işte bir eşkıya daha ölmüştür… Çocukken sana eski zaman Eşkıyalarının masallarını nasıl anlattığımı düşünürdüm. Senin yıldızlara bakışını…”

Keje: “Ben de geceleri yıldızları seyrediyorum, ama seni görmemişem… Yaşadığını anlamışem… Geleceğin günü beklemişem…”

Eşkıya: “Ben ömrümce bu dakka için yaşamışım, artık ne olursa olsun önemi yoktur… Seni gelip alacam. Beni bekleyesin Keje…”

Filmin bir saat dokuzuncu dakikası:

Çocuk Eşkıya’ya damda sorar: “O adamı niye öldürmedin, annemi hep dövüyor, hani sen Eşkiyaydın?!”

Eşkıya: “Eşkiyalık eskidendi artık değilim.”

Filmin bir saat on altıncı dakikası: Eşkıya odasına gelen fahişe’ye: “Dur bacı, ben başkasına bağlıyım yapamam diyor… Bana çok kıymetli bir şey veriyorsun ama yapamam, haydi çocuğuna git…”

Fahişe: “Biraz daha yanında kalamaz mıyım? Söz sana ilişmeyeceğim…”

Gelecek dakikalarda Eşkıya’nın sözleri:

“Yapma, bu ikisi için gençliğini mapuslarda geçirme, affet onları.”

“Şehirden çıkmalıyız dağa gitmeliyiz. Dağa çıkacaz, bizi orda bulamazlar, Keje yi de alıp gideceğiz.”

“Hepimiz öleceğiz, kurşun sıyırmış korkma…”

Fahişeden sonra Cumali de başını Eşkıya’nın omzuna yaslar…

Cumali’nin Halasıyla konuşması ve çocukluk günlerine geri dönüşü… Halasıyla hesaplaşması ve halasının onu evden kovması…

Eşkıya Cumali’nin borcunu üstlenir. Kejenin karşısına mahcup vaziyette çıkar, Kejeyle birlikte Berfo’nun firmasına gidilir, Cumali’nin borcu için 200 milyonluk çek alınır…

Eşkıya Berfu’dan çeki alınca: “Bana bir hayat borcun vardı, borcunu ödedin…” der.

Berfu Keje’yi sorar.

Eşkıya: “Kalıyor!” der…

Burası filmin en önemli sahnesidir…

Berfu: “Bir çocuğun hayatına karşılık Keje ha?” diye sorar… “Bir hayata karşı Keje…” Berfu bunu anlayamaz…

Seyirci de anlayamaz… Kim anlar? Filmin bu sahnesi, kilit sahnedir. Herkesin gözü Keje’ye zumlanacak kameraya bakmaktadır. Bir türlü Keje görünmez ekranda…

Odadan çıkılır, Eşkıya Keje’ye döner, hiçbir şey söyleyemez. Keje dimdik ayaktadır, Fırat Ağıtı çalar arka planda. Keje mahcup başını önüne eğer…

Keje: “Baran…” der.

Eşkıya: “Daha ne kadar yaşarım bilmiyem, ama son nefesimi vermeden senden vaz geçmem der… Her şeye rağmen bir gün, bir gün çıkıp gelebilirim Keje” der…

Keje: (yere bakarak) “Ben susarım Baran.” der… “Sen dönene kadar…” der…

Çek karşılıksız çıkar, Cumali vurulur. Eşkıya ve Cumali arasındaki otellin terasındaki son konuşmalar:

Cumali: “Sen çok vuruldun bilirsin Eşkıya, ben ölecek miyim? Ben şimdi Cehenneme gideceğim değil mi?”

Eşkıya: “Kimin nereye gittiğini kim bilir?”

Cumali: “Çok korkuyorum Eşkıya, beni bırakma, çok korkuyorum çok…”

Eşkıya: “Korkma, sadece toprağa gideceksin, sonra toprak olacaksın, sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın, çiçeğin özüne bir arı konacak, belki, belki o arı ben olacam…”

Ve ekranda, bir martının uçtuğu görülür…

Eşkıya Cumali’nin tabancasını alır… Temizlik başlıyor…

Berfo’nun yanına gelir…

Eşkıya: “Çocuk öldü, verdiğin şey sahte çıktı… Niye?”

Berfo: “Hatırlar mısın? Çocukken seninle kındik oynardık, hep ben seni yenerdim, sen bir gün bile neden hep ben yeniliyorum diye sormadın, ben hep aldattım…”

Eşkıya: “Çocuğun öleceğini biliyordun, niye yaptın?”

Berfo: “Çocuğun ölümünün ne önemi var, Keje’yi alıp gitseydin aşkın için bir şey yapacaktın, ama sen Keje’yi bir insan hayatına feda ettin, sevdiğin kadını kıytırık bir herifin hayatı için harcadın gitti… Hâlbuki o kadın seni bir ömür boyu bekledi, hayatın sevda karşısında ne önemi var?”

(Eşkıya Berfo’yu vurur ve… )

Eşkıya: “Doğru sevdanın karşısında ne önemi var hayatın…”

Eşkıya Cumali’yi öldürenleri öldürür, fahişenin pazarlamacısını öldürür…

Gece sahnesi: Eşkıya damlarda polisten kaçmaya çalışır.

Eşkıya: “Artık ben hapse girmem, kapalı yere dayanamam…” der.

Bir genç polisle burun buruna gelir, polis silahını ateşler, kurşun yoktur içinde… Eşkıya ise onun hayatını bağışlar…

Eşkıya: “Bir gün dağda bir kurtla burun buruna geldim… Tüfeğimi doğrulttum hemen, o da hırlamaya başladı, dedim ki kendi kendime, biraz sonra ikimizden biri yok olup gidecek, kimin gücü kime yeterse… Hayde git, sen daha çok gençsin… Yazıktır sana…”

Koşuşturmacada Eşkıya nuskasını düşürür…

Sonra kurşun sıyrığını görür vücudunda, hemen muskasını kontrol eder, düşürdüğünü anlar…

Helikopter gelir. Eşkıya helikopterle burun buruna gelir… Kaçar, saklanır.

Havai fişekler gökyüzünü aydınlatır, Fırat Ağıtı çalmaya başlar… Eşkıya sonunun geldiğini anlar…

Saklandığı yerden dimdik çıkar, hayranlıkla havai fişeklere bakar, cesurca ölüme yürür…

Eşkıya: “Geliyorum Eşkiyalar!..” der… Yüzlerce kuyruklu yıldız yerine, yüzlerce havai fişek görüyordur…

Eşkıya: “Geliyorum, geliyorum… Keje… Keje…”

Arka fonda havai fişekler, dimdik ve seri şekilde polislere doğru yürür,  polisler ateş etmeye başlarlar, Eşkıya’ya onlarca mermi saplanır, yürümeye devam eder… Ama polislere ateş etmez, silahını da elinden bırakmaz hiç…

Eşkıya çatının kıyısına çıkar, ellerini iki yana açar ve Tomris Uyar’ın o duşun altında yapamadığını yapar…

Son sözü Keje olmuştur…

Keje camdan bakarken Eşkıya’nın yıldızını görür. Öldüğünü anlar…

Keje: “Güle güle Eşkıya!..” der…

Aynı anda köyün delisi de Eşkıya’nın öldüğünü görür ve “Ah Eşkıya!..” der…

Jenerik akmaya başlar…

Fırat Ağıtı daha yüksek sesle verilir, ışıklar yanar, seyirciler burunlarını çeke çeke salondan çıkmaya başlarlar.

Boğazlar düğümlü, gözler yaşlı, adımlar titrek…

Kaçıncı kez izlemiştim bu filmi diye düşünür sonra Ahmet Gencal…

Ahmet GENCAL
28 Nisan 2019


Like it? Share with your friends!

Ahmet Gencal
İngilizce öğretmeni. Psikolojik denemeler ve öyküler ustası. Zamanla tıpkı bir çaykara gibi arıtılıp gün yüzüne çıkan damıtılmış yaşanmışlıklarını eserlerinde kullanıyor.

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir