Kafka-Yıldızlardan Fal Tuttum


“Doğru yol bir gergin ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine çekilmiştir. İp, üzerinde ilerlenmekten çok, insanı çelmelemek için çekilmiş gibidir.”

Franz Kafka
Kafka, bir filozof muydu, bir edebiyatçı mıydı, yoksa bir kâhin miydi?

Önce Kafka’yı etkileyen ve onu Kafka yapan unsurlar nelerdir onlara bir göz atalım. Derdini söylemeyen derman bulamaz derler. Kafka, derdini, dünyaya mal olacak kadar etkili bir biçimde söylemişti: Yani edebiyatı kullanmıştı.

Kafka’nın yazımını etkileyen unsurlar:

1. Savaş: 1883 doğumlu olan Kafka genç yaşındayken birinci dünya savaşını yaşadı. Onun döneminde Avusturya- Macaristan İmparatorluğu çökerken Çekoslovakya kuruldu. Kafka Alman kültürüyle yetişirken savaşın kaybeden tarafı olan Almanya büyük sıkıntılar içindeydi ve yeni bir dünya savaşının çıkması işten bile değildi. 1924 yılında genç yaşta tüberkülozdan öldüğü için hem ikinci dünya savaşını görmedi, hem de akrabaları ve yakınları gibi Nazi zulmüne maruz kalmadı.

2. Köken: Irksal kökeni onu iki arada bir derede bıraktı. Almanca konuştuğu için Çekler tarafından, Yahudi olduğu için de Almanlar tarafından sevilmedi. Çek ve Fransız dillerini bilmesine rağmen eserlerini Almanca yazdı. Babasına yazdığı mektupta onu dindar gibi görünen ama dindar olmayan birisi olarak tanımlarken, kendisi de dindar değildi. Toplumda, azınlık olmanın yarattığı baskıyı duyuyordu.

3. Baba: Baskıcı bir baba ve çekingen bir çocuk. Özellikle babasıyla olan ilişkilerinde hissettiklerini ifade edemeyen Kafka baba karakterini bir çok eserinde kimi zaman amcayla, kimi zaman patronla, kimi zaman babayla özdeşleştirmiştir. Dönüşüm, bu baskının onu ne hale getirdiğini metaforik bir biçimde anlatan zirve eseridir. Babasına söylemek istediklerini ancak bir mektup aracılığıyla ifade edebilmiştir.

4. Toplumsal yabancılaşma: Toplumsal yabancılaşma Hegel’den Marx’a kadar gelen ve olgunlaşan bir kavram olarak ortaya çıktı. Bunu Kafka’nın anlattığı yabancılaşmada şöyle görüyoruz. Bize yararlı olması için düzenlediğimiz kurumlar bizi kendilerine yabancılaştırıyorlar ve dışlarına atan birer mekanizma haline geliyorlar. Toplumda buna karşı başkaldırılar olsa da Kafka’nın eserlerinde daha çok kabullenilmişlik ve içe çekiliş tablolarıyla karşılaşıyoruz.

5. Bürokrasi: Devlet bürokrasisini ve hukuku, edebiyatına konu alan Kafka hukuk öğrenimi görmüştü ve bürokrasinin içinde çalışıyordu. Güncelerinden burada yaşadığı sıkıntıları da okuyabiliyoruz. Böylece bir romanında devleti temsil eden Şatoya ulaşamıyordu. Yollar dönüp dolaşıp başka yerlere çıkmaktaydı. Telefonla da ulaşmak mümkün değildi. Başka bir romanında çatı katında kurulan mahkemelerde suçsuz yere yargılandı. Kafka bürokratik görevlerini sürdürürken durmadan yazdı.

6. Kadınlar: Kafka’nın kadınlarla olan ilginç ve karmaşık ilişkisi yazımını etkilemiştir. Örneğin Duruşma romanı Felice ile olan nişanının bozulmasının izlerini taşır. Kafka, Felice Bauer ile iki kez, Julia Wohhryzek ile bir kez nişanlanıp ayrıldı. Milena Jesenska ile sevgili ve arkadaş oldu.  Bazı dedikodulara göre bilinmeyen bir ilişkisinden bir çocuğu olduğu da söylenmektedir. Yaşamının son bölümünde ölene dek Dora Dymant ile birlikte olmuştur. Milena ve Felice ile yazışmaları kitap olarak yayınlanmıştır.

7. Hastalık: Hastalıklar Kafka’nın peşini bırakmayan bir olgudur.  Zayıf bir bünyesi olan Kafka 1911 yılında Erlenbach Sanatoryumunda,  1912 yılında Harz dağlarında başka  bir sanatoryumda yatar. 1917 yılının ağustos ayında bir gece Kafka’nın ağzından kan gelir, verem teşhisi konulur. 1918 sonbaharında da İspanyol gribine yakalanır. 1924 yılında hastalığı ağırlamıştır. Berlin’de yaşamaktadır. Prag’a getirilir. Wiener Wald Sanatoryumuna yatırılır. 3 Haziran 1924 yılında 40 yaşında Kierling’de ölür.

Kafkaesk Edebiyat:

Bu etkiler altında (mektupları ve anıları da yayınlandığı için Kafka’yı yakından tanımak mümkün olmuştur) ortaya çıkan yazım tarzı çok özeldi ve Kafkaesk olarak tanımlandı. Bu tanım, Kafka’nın yazım tarzındaki tehdit edici ve korkutucu anlamı öne çıkartır. Hikâyeler akarken, gerçek dışı diyebileceğimiz olaylarla da karşılaşırız, ancak bu öyle doğal bir biçimde anlatılmıştır ki bizi rahatsız etmez ve gerçeğin bir parçası olarak algılarız. Örneğin dönüşümdeki böcek (ne böceği olduğu tam belli değildir), hem hayvan, hem de insan özelliklerine sahiptir. Kafka’nın bu gerçek dışı gerçekçiliği okuyanı etkilemekte ve onu yazının içine çekmektedir. Ceza Sömürgesindeki alet çalışmaya başlayınca, iğnelerini üstünüzde hissedersiniz.

Yıldızlardan Fal Tuttum:

Çok kısa olarak bir fikir vermeye çalıştığım Kafka ile ilgili olarak son noktayı bir Kâhin miydi soruma, kendi cevabımı vererek koymak istiyorum (Başka bir deyişel yıldızlardan fal mı tutmuştu?). Kafka bunlardan hepsiydi ve daha da fazlasıydı. Ben kâhinliği üstünde durmak istiyorum.

Yirminci yüzyıl için satır aralarında neleri öngörmüştü.

1. Doğanın ritminden kopan, yalnızlaşan ve yabancılaşan insanı öngörmüştü. Baba sevgisizliğini de içine katan Metamorfoz, bu yalnızlaşmanın metafor olarak anlatıldığı en iyi öyküdür. Bugün, (birçok dizide de izlediğimiz gibi) gelişmiş toplumlarda insanlar yalnız yaşıyorlar. Benim hapishane diye nitelendirdiğim bloklarda çalışıyorlar ve yine hapishane gibi olan blok evlerine gidiyorlar. Kapılarda onları gardiyanlar karşılıyor.

2. Devlet bürokrasisinin insanı nasıl dışladığını anlatıyordu. Bürokrasiye ulaşmak için sarf ettiği çabaları bugün oligopol olan özel şirketlerin başvuru merkezlerine ulaşarak sorunlarımızı çözmeye çalışırken de yaşıyoruz. Devlet bürokrasisinden bahsetmeye gerek bile yok.

3. Davada anlatılan suçlama ve yargılamalar adeta tiyatro sahnesi gibidir. Sanki bugüne yolculuk yapmış, çeşitli mahkeme salonlarına girmiş, çeşitli duruşmalara şahit olmuş sonra çağına geri dönüp kendisine nasıl iftira atıldığını anlatmıştır. Sonunu da dramatik bir biçimde bitirmiştir.

Kim bilir, belki de bunları yıldızlara bakarak tahmin etmişti!

Orhan TUNCAY

Hikâye, roman ve şiir yazarı ve çevirmendir. Kafka çevirileri ve Kafka üzerine yazılmış bir kitabı vardır.
www.orhantuncay.com


Like it? Share with your friends!

1 share
Orhan Tuncay
Öykü, roman, şiir, inceleme, deneme yazıyorum, çeviri yapıyorum. Lisede kompozisyondan sıfır almıştım, açığı kapatmaya çalışıyorum. Basılı çeviri sayısı elliyi, özgün eser sayısı on adedi geçti. Edebiyat ve felsefe ruhun gıdasıdır derler, ben de inanıyorum.

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend