Haz Peşinde Koşan İnsanoğlu


Bu mevzu içimde demlenerek dolaşıp duruyor son günlerde. Hiç mi merak etmez bu dünyaya neden geldiğini, varlığının bir amacı olup olmadığını bu insan denen varlık. Hiç mi sorgulamaz.

Hadi gün içinde bir koşturmacadır gidiyor, akşam evine geldiğinde ya da gece başını yastığa koyduğunda bugün ne yaptım diye hiç mi sormaz.

Haz ve mutluluk kavramları o kadar iç içe geçmiş ki günümüzde bu ikisini karıştıran ya da haz almayı mutluluk sanan ne kadar çok kişi var şaşırıyor insan.

Haz denilen şey anlıktır, sevdiğin bir yemeği yersin ya da istediğin bir şeyi satın alırsın o anda biter. Oysa mutluluk öyle mi ya mutluluk koşulsuzdur, sebeplere bağlı değildir, ta içinizde hissettiğiniz bir şeydir. Ve asla para ile satın alabileceğiniz bir şey değildir.

Mecburen buluşmak zorunda olduğunuz biriyle yediğiniz en lüks lokantada ki yemek mi yoksa en sevdiğiniz yanında huzur duyduğunuz kişiyle sahilde kayalara oturup yediğiniz balık ekmek mi diye sorsanız benim için mekândan çok yanımdaki önemlidir. İçindeki huzuru, yaşamdan aldığı keyfi size bakışlarıyla yansıtan biriyle sadece kahve içmek bile insana neler kazandırır bir düşünün. Bu dünyada sahip olduğumuzu sandığımız her şeyin bir emanet olduğunu öğrenince bunların bir değeri kalıyor mu ki zaten.

0-2 yaş arası bebekler sebepsiz mutludur, temel ihtiyaçları karşılanıyorsa sürekli gülerler. Çünkü korteks dediğimiz beyin zarı gelişimini tamamlanmamıştır ve sol beyin daha gelişmemiştir. Analiz ve kıyas yapamazlar. Ne zaman 2. Yaşın sonunda corteks gelişimi tamamlanır, bebek artık çocuk olur ve ego gelişmeye başlar. Her şeye ‘’benim ‘’ der.

‘’ bu araba benim / anne benim / oyuncak benim ‘’ demeye başlar. O zamandan ona paylaşmanın zevkini yaşatabilirseniz önemli bir alışkanlık kazanmasına yardım edersiniz.

‘’ evet canım o oyuncak senin ama arkadaşınla paylaşarak oynarsan daha çok zevk alabilirsin ‘’ oynamadığı oyuncakları onunla birlikte seçerek ihtiyacı olan başka bir çocuğa onun vermesini sağlarsanız diğer çocuğun gözlerindeki mutluluğu ömür boyu unutamayacaktır. 3-6 yaş dönemi bazı değerlerin kazandırılması açısından çok önemlidir. Çevreye, doğaya, hayvanlara ne kadar duyarlı olduklarını onları izleyerek görebilirsiniz. Yeter ki bu duyarlıklarını bizler öldürmeyelim.

Kısacası çocuklarımız merhamet gibi zaten temel değerle donanımlı olarak doğuyorlar ama onları kirleten bizim kültürel mirasımız. Atalarımızdan getirdiğimiz kodlarla çocuklarımızın fabrika ayarlarını bozan genelde bizleriz. Dikkatinizi çekip biraz düşündürmek istedim , sevgiyle kalın.

Arzu AYMAN


Like it? Share with your friends!

Arzu Ayman
Marmara Üniversitesi PDR mezunuyum. Yazmak benim için yaşam tarzım diyebilirim. Ögrendiklerim ve hissettiklerimle yüreklere dokunabilirsem ne mutlu bana...

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir