Kaygı Madeni


Günbegün çoğalan kaygıları rahmimizde besledik oysa. Bunu hepimiz ayrı ayrı yaptık. Yedi milyarlık bir korku – kaygı sefaleti! Bunların her birine isimler verdik özenle: masum korkular; gelecek kaygısı, beğenilme kaygısı, beğenilmeme kaygısı, kaybederim kaygısı, az kazanıyorum kaygısı, açlık ve sefalet (!) ve daha tanımlayabileceğimiz nice isimler. Yarattığımız sanrıların esiri ettik kendimizi farkına varmadan. Kaygısız yaşamanın zevksiz olacağını öğretmiş gibilerdi sanki henüz doğmadan önce insanoğluna. Zaman ilerledikçe üretimi anlamsız bu his için yarışmaya başladı insanlar. Dönem dönem bu kaygılar için psikologlara başvuruldu. Burada kârlı çıkanlar tabiki de psikologlar ve danışmanlar oldu. Büyüyen bir kaygı akımının rehavetine kapıldılar. Popülaritesi oluşmaya başladı ve insanlar kokteyllerde, törenlerde, düğünlerde ve nice kalabalık yılışık topluluklarda yüzlerine birer maske gibi geçirmeye başladılar zayıf yaratılarını. Hatta üstünlük ibaresi olarak bile kullanıldı zaman zaman. Çağın vebası genetik kökenliydi. Atasının modernizasyonu ölçüsünde çizdiler yaratılarının portrelerini. Sonra yenik düşmeye başladılar. Pencerelerden, binalardan sarkıp dünyaya haykıranlar bir tarafa, kendi kendine anlatmaya başladı insan.

Peki, yaratımı ancak mazoşizme hizmet eden bir yaratıyı neden kendine reva gördü insan?

Tabiki de yasal zorbalar yüzünden. Tiranlaştıkça kendi kabuğunun sınırlarını derinleştirenler, zamanla sınırlarının ötesine kör olmaya başladılar. Tabiki de bu onların işine geldi. İnsanları yeni bir psikolojik üretime sürükleyip yalnız ve yoksul bıraktılar. İnsani çerçeveye (sadece) sığınmış bir takım kanunlarla yönetmeye başladılar. Yönetilen fotoğrafa kör kılınmıştı oysa. Çünkü ortada muhteşem bir tasarı vardı.

‘Eksikliği içinde ara!’

İnsan, içine yöneldikçe kopmaya başladı doğal haklarından. Sormayı unuttu ilahi koşulları ve nihayetinde sorgulama yetisini kaybetmeye başladı. Emellerine ulaşmıştı ilk yönetimler ve böylelikle enjekte edilmeye başlamıştı yeni doğanların genlerine. Fakirler fakir, aptallar aptal, körler kör olarak türemeye başlamıştı o ilk insandan bu yana.

Çözüm ne peki?

Çözüm çok basit. Kaygıyı kronikleştirmeden, doğal bir yasaya oturtmadan sorgulamak!


Like it? Share with your friends!

Mert Atal
Yarınların; daha özgür, daha akılcı, aydın fikirli, vicdani sorumluluğu yönetmede güçlü çocuklarının annesi bir eğitimciyim. Yaşanılası bir dünya için bu çaba...

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir