Kuyudaki Kelimeler


Ömrüm; umutsuzluklar ve yenilgilerle dolu cümlelerden ibaret, ücra köşelere fırlatılmış bir kitap gibi okunmayı bekliyor.

Yeraltında şehir suları besliyor köklerimi. Ne kadar uzandıysam da dokunamadım, dallarında yeşeren bahar çiçeklerinin renginde saklı hayatın özüne. Bilmediğim mevsimlerin yağmurlarında kayboldum. Bulamıyorum seni.

Soluk renklerle başlıyorum, adını yaşattığım günlerin sabahına. Gökkuşağı ellerinde ışıldıyor. Göğümün pencereleri kapalı. Siyah beyaz bir hayatın kirli renklerinden arınmaya çalışıyorum. Her şey elime yüzüme bulaşıyor. Dokunamıyorun kimselere. Renk renk seni düşünüyorum. Dönüp dolaşıp kendimi sahipsiz düşlerin gölge oyunlarında buluyorum.

Ansızın, terli terli soluyarak uyanıyorum gördüğüm anlamsız rüyalardan. Rıhtımlara küskün gemilerle dolu bir limana doğru yürüyorum. Soğuk rüzgârlar kesiyor gözlerimi. Yanımda yoksun, hiç olmadığın gibi.
Boğuluyorum dudaklardan çıkan kelimelerin sivriliğinde. Aklım kendince çocukça bir oyuna kapılıyor. Ve her seferinde mağlup olan tarafta buluyorum kendimi.

Gülen bir çantadan çıkıyor tebessüm yüklü fotoğrafların. Beni sevmiyordun, bunu fotoğrafların arkasındaki yosun bağlamış silik cümlelerden anlıyordum.

Hastalıklı yanım bacalardan tüterken, bütün şehir ışıklarını karanlığıma örtüyor. Yorgunum. Tıpkı seni ilk gördüğüm geceyi aydınlatan yıldızlar kadar yorgun. Ve ellerim soğuk soğuk terliyor. Boğazımda sözlerden sıkı düğümler. Aklım, yüzündeki gülümseyişin derinliğindeki mavi odalarda geziniyor. Beni, gülümseyişinin kaynağındaki susuzluğa inandırdın.

Henüz gün doğmadı. Saat, yokluğunun duvarlardaki çizgilerde manalaştığı bir vakit. Güneş bir doğsa, saçlarına değmeyi bekleyen erguvan ağaçlarındaki yaprakların renklerine uzanacağız. Yürüdüğün sokakların mateminde soldu gönül çiçeklerim. Gelirsin diye göğe kuş kanatlarından kuşaklar bağlayıp sarı yapraklar topladım yollarına. Unutmuyorum ellerime sığmayan gülüşlerine yazdığım hasret şiirlerini.

Küllerimi savurdum kirpiklerinden zamanın boşluğuna. Tutarsın diye uzatıyorum ellerimi, yoksun. Ellerin güneş sıcaklığı, ellerin yaprak yaprak.

Gece, günahlarımızı örtüp ıstıraplarımızı açığa vurduğu saatlerde sokaklara çıkıp seni arıyorum. Parkta, salıncaklarda salınmayı bekleyen çocuklara soruyorum. Kimseler görmemiş örgülerine işlenen yıldızların ışıltısını.

Seni soluyorum, perdelere yansıyan mutlu insanlar sokağında. Ellerim ceplerimde, üşüyorum. Korktuğun karanlıklara sapıyorum. Ay ışığını ellerine sığdırdığın hediye dükkânının önünde duruyorum. Camda yüzünün hatları beliriyor. Dokunduğun her şey senden bir anı biriktirmiş.

Her geçen gün biraz daha kendimden uzaklaşıyorum. Gözlerim şiir gövdelerinde buluyor kendini. Söz geçiremediğim yüreğimde kurudu cümlelerim. Yazamadım hiçbirini. Gönül taşında kırıldı senden geriye kalanlar. Yazamadım hiçbirini. Kuyu diplerine düştü kelimelerim.

Yazamadım.

Hiçbirini.


Like it? Share with your friends!

2 shares
Ferhat Birlik
Okuduğum bölüm adına mesleki pek bir şey yapmadım. Uzun zamandır yollardayım. Elimde yeni yetme bir çanta. Güler yüzlü. Kendimi bilmediğim günlerden beridir yazıyorum. Bileceğim güne değin de yazacağım gibi. Yazacağız hayatı, ince elediğimiz tezatlıklarıyla.

7 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Bazı yazıları okurken yazan bunu nasıl yazmış diyoruz ya, işte öyle cümlelerle dolu, harika bir akış…

Send this to a friend