Yazmak Üzerine


Uzun zamandır pek kimselerin okumadığı öyküler yazıyorum. Yazdıklarımı iyi olarak değerlendiremesem de herhalde “okunabilir” olarak kategorize edebilirim. Bu yazımda sizlere yazma sürecimi ele alıp bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

Öncelikle yazmanın yolunun okumaktan geçtiğini düşünen biri olarak okuma alışkanlığımı nasıl kazandığımı, edebiyata olan ilgi ve merakımın nasıl arttığını, kimleri okuduğumu, bir metinden edebi haz duymanın ne zaman başladığı gibi birçok noktaya değinmeyi düşünüyorum.

Masallar ve çocuk hikâyeleri dışında bir kitapla ilk tanışmamın babamın okuduğu, Tarık Akan’ın Anne Kafamda Bit Var’ı ile başladığını hayal meyal hatırlıyorum. İçeriğini kavrayacak yeterlilikte değildim ama hoşuma gitmişti. Gerçek anlamda bir kitabı okumam ise Cervantes’in Don Kişot’u ile olmuştu. Kitaptan etkilenmiştim ve inanılmaz bir macera kitabı tutkum başlamıştı. O zamanlar pekiyi kitaplara erişemediğim için elime ne geçmişse okumaya başladım. Lise dönemlerimde polisiye ve fantastik kitap merakım artmıştı. John Verdon ile başlayan polisiye merakım Ahmet Ümit, Arthur Conan Doyle, Tess Gerritsen, Edgar Allan Poe, Dan Brown, Jo Nesbø ve Agahta Christe gibi bir çok polisiye yazarıyla devam etti. Ve polisiye-gerilimin ustası olarak gördüğüm Jean-Christophe Grangé ile tanışmamla artık polisiye tutkum zirveye ulaşmıştı. Kızıl Nehirler, Siyah Kan ve Leyleklerin Uçuşu kitaplarından sonra okuduğum diğer polisiyelerden haz alamadığım için bu sefer fantastik kitaplara yöneldim. O zamanlar bir kitaptan tek beklentim, konunun gizem barındırıp sürükleyici olmasıydı. Yani bir süreliğine de olsa beni bulunduğum şu dünyadan alıp götürebilecek kitaplar arıyordum. Tolkien’e Hobbit ile başlayıp büyük eseri olan ve sinemaya da uyarlanan Yüzüklerin Efendisi serisini okudum. Yalnız Yüzüklerin Efendisi’ni diğer fantastik kitaplardan çok farklı görüyorum. Kurgusu, karakter çözümlemeleri, konu derinliği ve dili onu fantastik bir kitabın ötesine taşıyor. Filmini anlatmaya gerek yok zaten. Hâlâ izlemediyseniz eğer, öncelikle kitabı okumanızı sonrasında filmi izlemenizi tavsiye ederim. Tolkien’in kitaplarında aldığım hazzı; korku, gerilim ve fantastik kitaplarıyla tanınan Stephen King’de bulamamıştım. Stephen King’i kötülemiyorum. Çok üretken bir yazar olmakla beraber çok iyi kitapları da var. Yeşil Yol, 22.11.63, Medyum ve Hayvan Mezarlığı gibi kitaplarını çok beğenmiştim ama Tolkien’den sonraki arayışım farklıydı. Ardından okuduğum George R. R. Martin’in diziye de uyarlanan -Game of Thrones- Buz ve Ateşin Dansı serinin ilk kitabı olan Taht Oyunları kitabıyla Yüzüklerin Efendisi’nde bulduğum okuma hazzını büyük ölçüde yeniden yaşadım. Kitaptan sonra dizisinin olduğunu öğrenip izlediysem de beklentimin altında kaldı. Ama beş yıl kadar sonra izlediğimde, final sezonunu saymazsak çok sağlam bir diziydi diyebilirim.

İşte bundan sonra da benim için yazma süreci başladı. Henüz sadece fantastik, gerilim, korku ve polisiye türlerinde kitaplar okumuştum. Bu yüzden de yazacağım öyküler bu türlerdendi. Garip bir şekilde Türk edebiyatı nedense hiç ilgimi çekmiyor, Türk yazarları okumuyordum.

Taht Oyunları’ndan sonra aldım elime kâğıdı kalemi, yazmaya başladım. Günün sonunda çok amatör ve okuduklarımdan parçaları birleştirerek oluşturduğum bir öykü çıktı ortaya. Bunu da o zamanlar üye olduğum bir fantastik edebiyat forum sitesine ekledim. İki gün sonra baktığımda, sert şekilde birkaç eleştirinin olduğunu gördüm. Tabii okuduğum yorumlar moralimi bozmuş, şevkim bir hayli kırılmıştı. Eleştiriler de haksız değil hani. Eğer yazıyorsanız, hele ki yeni yazıyorsanız bu tür eleştirilere fazlasıyla maruz kalabilirsiniz. Bu eleştirileri yapıcı bir şekilde değerlendirmek de sizlere kalıyor. Ben, en azından eleştirileri bu şekilde değerlendirdiğimi düşünüyorum. Yakın çevrenize okutun yazdıklarınızı ama detaylı bir analiz istiyorsanız bu tür platformlarda yayınlamanız size daha yapıcı geri dönüşler sağlar. Tavsiye kısmını diğer sayfalarda ayrı bir başlıkta daha ayrıntılı anlatacağım.

Yazdığım hikâyeyi yeniden okuyunca büyük eksiklik olduğunu kendim de fark etmiştim. Hani şöyle altını çizebileceğim güzel bir cümleyi geçtim; karakterlerin çelişkili tavırları, kurgunun tutarsızlıkları, okuduğum kitaplarla olan benzerlikler, betimleme eksiklikleri, imlâ ve noktalama hataları…

Birkaç ay okuduğum kitaplardan bir tat almamaya başlamıştım. Aksiyonu, kovalamacası, ölümü, kanı, gerilimi beni tatmin etmiyordu. Artık kendi edebiyatımızdaki yazarlarla tanışmanın vaktinin geldiğini düşünüyordum. İskender Pala, Nazan Bekiroğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Ali, Tezer Özlü, Yaşar Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Refik Halid Karay, Murat Menteş, Alper Canıgüz ve Haldun Taner gibi birçok yazarı okumaya başlayınca bendeki edebiyat anlayışı değişmeye başlamıştı. Bunlarla birlikte Dostoyevski, Tolstoy, Victor Hugo, Çehov gibi büyük yazarları da okudukça eksikliklerimi daha fazla fark eder olmuştum. Daha okumadığım, okuyamadığım edebiyatımızdan ve dünya edebiyatından birçok büyük yazar var. Elimden geldiğince bu açığımı da kapatmaya çalışıyorum.

Artık olayın seyrinden çok işleniş biçimi, karakter çözümlemeleri ve özellikle dili ilgimi çekiyordu. Okuduğum kitaplardan en büyük edebi hazzı Orhan Pamuk kitapları ile yaşadım. Birçok kesim tarafından sevilmese de yazdıkları beğenilmese de ben yazdıklarını takdir edip büyük bir keyifle okuyorum.  Bununla birlikte Hakan Günday’ın kitaplarıyla da tanışınca işin seyri değişti. Zaman geçirme, boş vakti değerlendirme olarak başlayan bu edebiyat yolculuğu benim için bir yaşam biçimine dönüşmüştü. Okuduğum bu nitelikli kitapların kalemime olan yansımalarını fark etmeye başlamıştım. Yazdıklarımı, yazacaklarımı iyi beslediklerini düşünüyorum. Artık yazarken daha titiz davranıyordum.

Tabii bu değişimde en büyük payı olan kişi, sitenin kurucusu olan Murat Abi’dir. Kendisiyle uzun yıllardır sosyal medyada başlayan muhabbetimiz, edebiyat ile birlikte başka bir noktaya taşındı. Edebiyat dünyasındaki birçok iyi yazarla tanışmam onun tavsiyeleriyle oldu. Yazmam konusunda da beni sürekli destekleyip teşvik etti. Hakkı bu yüzden çoktur bende. Büyük adamsın be Murat Abi! Her şey için teşekkürler.

Henüz kimselere okutmuyordum yazdıklarımı. Daha okunacak düzeyde bir şeyler üretmediğimin farkındaydım. Şiire de fena sarmıştım. Çok okuyordum. Bir süre sonra küçük, birkaç dizelik şiirler yazmaya başlamıştım ama o konuya girmek istemiyorum. Çünkü şiir apayrı bir konu. Yazdıklarımı o yüzden şiir kategorisine alamıyordum. Şair olup şiir yazmak ayrı bir ruh hali gerektirir. Şair ve şiirleri belki başka bir yazıda uzun uzadıya ele almaya çalışırım.  

Üniversitede Şerif hocam bu yazma tutkumu ayrı bir yere taşıdı. Onunla paylaşmaya başladım yazdığım öyküleri. Okuma zahmetinde bulunup her seferinde yapıcı eleştiriler yaparak eksik noktalarımı tamamlamamda bana yardımcı oluyordu. Giderek daha çok yazıyor ve sohbet ediyorduk. Bana sadece yazmak konusunda değil, hayat konusunda da çok emeği dokundu. Kendisine teşekkür ederim.

İşte böylece belli bir doyum noktasına ulaşınca bir blog açıp buradan hikâyelerimi paylaşma gereği duydum. Dört beş kişi dışında kimselerin okumadığının farkındaydım. Okunma kaygısı yaşamıyordum ama yazdıklarım konusunda bir iki kelimenin söylenecek olması beni ayriyeten yazmaya teşvik ediyordu.

Ben de daha geniş bir kitleye ulaşması adına birkaç dergi araştırmaya koyuldum. Sosyal medyadan iletişime geçtiğim Murat Menteş’in de önerisiyle 2017’ de Ot Dergi’nin haziran sayısında uzun bir öykümden kısa bir pasaj yayımlandı. O gün, o dergiyi alıp kendi öykümü içerisinde görünce garip bir mutluluk hissetmiştim. Bloğumdan öyküler yayınlamaya devam ederken Gültekin adlı arkadaşımın önerdiği Öykü Gazetesi’ne bir öykü gönderdim. Yazdıklarımı şimdi de ilkin ona okuturum. Sağ olsun o da okuma zahmetinde bulunup geri bildirimlerde bulunuyor her seferinde. Bir teşekkür de onun için. Yolladığım öykü, gazetenin Temmuz 2018 sayısında yayınlandı. O günden sonra birkaç dergiye daha yolladıysam da yayınlanmadı. Ben de dergilerden vazgeçip bloğa odaklandım. Sonra da İnce Tezat sitemizi açınca bloğu da bırakıp sadece burada yazmaya başladım. Önceleri kafama estiği zaman yazıyorken şimdilerde düzenli bir şekilde yazmaya özen göstermeye çalışıyorum. Yazmak da nankördür, kalem çalışmadıkça körelir.

Dediğim gibi hâlâ bir okunma kaygısı yaşamıyorum. Yazdıklarım okunmazsa da beğenilmezse de çok bir şey değişmiyor. Tabii gelen olumlu yorumlar daha bir şevkle yazmaya itiyor. Benim okuma yazma maceram böyleydi. Olabildiğince kısa tutmaya çalıştım.

Yazma Süreci

Yazacağım öykünün konusunu bulmamda herhangi bir metot kullanmıyorum. Herhangi bir cümleden, gördüğüm bir fotoğraftan, bir kelimeden, sokakta gördüğüm tanımadığım insanlardan veya yoğun bir düşünmeden sonra yazacağım öykünün konusunu buluyorum. Yalnız, üniversite yıllarımda garip bir şekilde ondan fazla öyküyü bulaşık yıkarken kurgulamıştım. Bu yüzden yazmaya karar verdiğimde, aklımda henüz oturmamış bir kurguyu düzenlemek için bulaşık yıkardım. Bunun hikmeti deterjanın kokusunda mıydı, bilemiyorum. Ev arkadaşlarımın da işine geliyordu. Aklımda beliren karakterler, olaylar ve mekânlar bir süre kafamda farklı şekilde kurgulandıktan sonra ilk cümleleri yazmaya başlıyorum. Zaten ilk cümleyi yazdıktan sonra devamı bir şekilde geliyordu. Tabii bu her zaman geçerli olmuyordu. Bazı öyküleri devam ettiremeyip yarıda bıraktığım da oluyor. Bunları da, tekrar tekrar okurken belli bir doyuma ulaşmadığını ve okunacak bir değerinin olmadığını düşündüğüm için yarım bırakıyorum. “Diğer yazdıkların okunmaya değer mi?” derseniz herhalde “Zamanınız varsa okuyup karar verin.” diyebilirim.   

En zorlandığım konu ise öyküye isim bulmak. Bana göre öyküye isim bulmak öyküyü yazmaktan daha zor. Ciddi anlamda zorlanıyorum.

Karakter isimlerine gelince, daha çok sosyal medyada ya da okuduğum öykülerde gördüğüm güzel isimleri kullanmaya özen gösteriyorum.

Belli bir saat aralığında yazmak gibi bir huyum yok. Yazmakta olduğum bir öykü ile ilgili bir olay, bir cümle veya gidişatın seyrini değiştirecek bir fikri hemen telefonuma not alırım. Gece karanlığında, sadece masa fenerinin yandığı bir odada yazmayı tercih etsem de genellikle iş yerinde boş zamanlarımda yazıyorum. Hafta sonları istediğim şekilde bir ortam yaratıp çalışabiliyorum. Sizler de kendinizi en iyi hissettiğiniz bir çalışma ortamı hazırlayarak yazmaya devam edin.

Tavsiyeler

Yazacağınız türde bol okumalar yapmakla birlikte her türden kitapları okumaya özen gösterin. Tek türde okumak yerine, sevdiğiniz türdeki kitaplara ağırlık vererek diğerlerini de okumaya çalışın. Mutlaka başka perspektiflerden görmeyi sağlayacaktır. Fantastik kitapları okurken arkadaş çevrem bana katkısı olmayacak bu tür kitapları okumamamı söyleseler de hayal dünyamı fazlasıyla etkileyip genişlettiğini düşünüyorum.

Yaptığımız öykü yarışmalarında gelen öykülerde görüyorum ki, herkesin anlatacak bir hikâyesi var; ama bunu kâğıda dökme konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Olayları çok hızlı geçerek, karakterin duygularına, mekânların ayrıntılarına önem vermeden gelişi güzel yazmaya çalışılıyor. Genellikle kafamızda kurgularken her olay ayrıntısıyla bir film şeridi gibi gözükürken iş kâğıda aktarıma gelince afallıyoruz. Gelen öykülerdeki en büyük eksikliklerden biri de betimleme konusunda yaşanıyor. “Adam yolun karşısına geçti.” diyerek hemen bitirmek yerine karakterin içinde bulunduğu duygu durumunu da yansıtacak şekilde daha iyi bir cümle ortaya çıkartmaya çalışmak gerekir. Örneğin, “Adam kaldırımdan taşan kalabalıkta omzuna çarpan insanlara aldırmadan içindeki buruk yalnızlığı soluyarak yolun karşısına geçti.” gibi olayı biraz daha detaylandırmak daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Benim yazı anlayışım biraz da bunu gerektiriyor. Detaylarda boğulup gereksiz uzatmalardan söz etmiyorum. Ama bir karakterin yürüyüşü, bakışı ve oturuşu duygu durumunu da yansıtacak şekilde verildiğinde karakter daha kapsamlı olarak okuyucunun zihninde canlanır. İlk öykülerimde bunlara dikkat etmemekle birlikte ben de yazdıkça bu farkındalığa varıyorum. Yazdıkça daha birçok şeyin farkına varacağız.

Betimleme konusunda sıkıntı çekenler için benim de ilk başlarda yazarken kullandığım bir pratik önereceğim. Yazı aracınızı alın ve bulunduğunuz odayı betimlemeye başlayın. İlerledikçe betimlemelerinizi detaylandırın. Örneğin; odadaki kanepeyi, kanepedeki yastığı, yastığın kılıfındaki motifleri, motiflerin çağrıştırdıklarını… Bu şekilde olabildiğince uzatın. Gördüğünüz nesneleri bu sefer de zihninizdeki hikâyede detaylandırın. Bu şekilde sizlere faydalı olacağını düşünüyorum.

İmla kuralları ve noktalama işaretlerine de dikkat etmeniz gerekir. Çünkü fazlasıyla göze batan imla ve noktalama işareti hataları okumayı zorlaştırıyor. Yazdıklarınızı sosyal medya platformlarında yayınlandığınızda bu tür hatalar yine hoş görülebilir. Ben de yayınlanan yazılarımdan bazılarını kontrol ederken bu tür bariz hataları görebiliyorum. O yüzden ince eleyip sık dokumak gerek. Hele ki kitap çıkartmak gibi bir deli cesaretine girdiyseniz bir zahmet dil bilgisine hâkim olun. Gerçi, artık yayınevleri kitabın içeriği ve niteliğine önem vermiyor. Bu yüzdendir ki, piyasada basımına şaşırdığımız birçok kitap raflarda yer buluyor.

Yazmak için “ilham” gelmesine gerek olduğunu düşünmüyorum. Uygun bir ortam olduktan sonra yazmaya kararlıysanız bir şekilde yazmaya başlarsınız. İlhamın gelmesini beklemeyip her gün olabildiğince yazmaya çalışın.

Afili cümleler kuracağım diye hiç olmadık yerde olayın akışını kesip bu cümleleri eklemekten ve okuyanı yoracak uzun cümlelerden kaçının. Yeri geldiğinde o cümleler kendiliğinden dökülür.

Başlarda yazarken okuyup etkilendiğiniz birçok kitaptan esintiler görebilirsiniz. Yazdıkça bunları geride bırakıp kendi dilinizi bulacağınızı göreceksiniz. İlk başlarda kendi iç dünyanızın yansımalarını fazlasıyla görebilirsiniz. Bundan sıyrılmak için kendinizi merkeze alan konuları bırakıp dışarıdan bir şeyler üretmeye çalışın. Her gün selamlaştığınız bir esnaf, hiç tanımadığınız bir işportacı, hayatından bir şeyler kaptığınız arkadaşınız veya mahalledeki sokak hayvanlarından birinin hayatı da olabilir bu. Olayları başkalarının gözünden yaşama deneyimi sizlere çok şey katacaktır.

Daha fazla uzatmak istemiyorum. Yazdıklarınızı ister başkalarıyla paylaşın, ister kendinize saklayın ama yazmaktan vazgeçmeyin.

Kitap Önerileri

  1. Yüzüklerin Efendisi – Tolkien
  2. Suç ve Ceza – Dostoyevski
  3. Kar – Orhan Pamuk
  4. Kinyas ve Kayra – Hakan Günday
  5. Siyah Kan – Jean-Christophe Grangé
  6. İnsan Ne İle Yaşar? – Tolstoy
  7. Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar
  8. Alemdağ da Var Bir Yılan – Sait Faik Abasıyanık
  9. İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali
  10. Aşka Dair Nesirler – Ümit Yaşar Oğuzcan

Like it? Share with your friends!

1 share
Ferhat Birlik
Okuduğum bölüm adına mesleki pek bir şey yapmadım. Uzun zamandır yollardayım. Elimde yeni yetme bir çanta. Güler yüzlü. Kendimi bilmediğim günlerden beridir yazıyorum. Bileceğim güne değin de yazacağım gibi. Yazacağız hayatı, ince elediğimiz tezatlıklarıyla.

10 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Sende sözü geçen bir yazar olabilecek yetenek var. Bunun için çok çalışmak ve sürekli yazmak gerekiyor bildiğin gibi. Benimle alakalı söylediğin güzel sözler için teşekkürler ama sana etkim sadece tavsiye vermek. Geri kalanı senin başarıların. Umarım daha da başarılı olur bizi daha çok mutlu edersin.

  2. Çok teşekkürler Ferhat. Her gün yazmak gerek. inşaallah senin kitabı da kitap tavsiyelerime eklerim bir gün. Kalemine sağlık…

  3. Yol gösterici değerli bilgilerinizi, samimiyetle paylaşmanız çok hoş… Kaleminiz kuvvetli, yolunuz açık olsun.

Send this to a friend