Orhan


Tekel bayiinden içeri girdim. Cebimde üç kuruş para var. Mümkün mertebe az parayla çok sarhoş olmalıyım. Bira aldım bir teneke. Teneke? Ya da her ne deniyorsa adına… Evet, bilmiyorum. Biranın içini doldurduğu kaba ne denir, hangi içki hangi oranda sarhoş eder, fiyatlar nasıldır… İlk defa içeceğim çünkü. Şimdiye kadar içmedim çünkü haramdı. Hala haram tabi ki de ama… Nasıl desem… Uymak istemiyorum bu kurala. Aslında hiçbir kurala uymak istemiyorum. Kadere küstüm. Hatta içimdeki deli cesaretiyle Allah’a küstüm. Aynanın karşısına geçip, kaderime ağlayacağım içip. Hatta bir de tiner alıp koklasam mı içime çekip? Neyse… Daha fazla saçmalamayayım da size derdimi anlatayım. Çünkü duyuyorum seslerinizi. ‘’Derdin ne senin?’’ diyorsunuz. ‘’Derdin ne Allah’ın delisi?!’’

Kendimi gömmekten bıktım ama bunu bir kez daha yapacağım. Bendeniz Orhan.  Yaşım yirmi sekiz. Hiç gülmedim neredeyse yirmi sekiz yıl. Niye güleyim? Neye güleyim? Hiç güzel bir şey yaşamadım ki. Ben küçükken babam annemi öldürdü, hapishanede de kendisi öldü. Tutunacak dalım ka… Şaka şaka. O kadar ağır şeyler yaşamadım. Ama yaşadıklarım da az buz şeyler değildi. Ne var ki, güzel bir şey de pek yaşamadım. Mesela insanların bazı hatıraları olur. Hatırladıkça anlatırlar. Anlattıkça gülerler. Benim anlatacak bir şeyim yok. Aşık olmuşlardır, kavgaya gitmişlerdir, seyahate çıkmışlardır… Benim yok. Tımarhanelerde geçti ömrüm. Şaşırdınız mı? Kendime öyle laf olsun diye deli demiyorum. Neyse konuya geleyim. Hani ben hiç güzel bir şey yaşamadım ya, hani hiç gülmedim ya, hiçbir isteğim olmadı ya… An itibariyle isyan bayrağını açıyorum. Hiçbir haram – helal , hiçbir kural tanımıyorum! Cehenneme mi atacak? Atsın. Ben bu dünya imtihanını geçmeye çalışmayacağım. Zaten umudum da yok. Ben sabrettikçe Allah dert verdi. Mahşerde soruları ben soracağım. Ben mi istedim dünyaya gelmeyi? Yaratmasaymış… Artık namaz kılmayacağım. İçki içeceğim. Ha bu arada, kimseyi görmek istemediğim için eve de gitmeyeceğim. Hele o lanet olası deli ilaçlarını asla içmeyeceğim! Zaten 1 aydır içmiyorum.

Ne olacak bunları yapınca? Elime ne geçecek? Evet, o minik haplar doktorların iddiasının aksine beni içinde bulunduğum girdaptan kurtarmadı. Ama belki bu hayattan kurtulmanın daha akılcı bir yolu vardır. Bildiniz, evet! Hapların beni daha çabuk kurtarması için hepsini birden içeceğim! Yanında da bira… Ohhh…

Kusuyorum. Sonra bayılıyorum. Sedyedeyim. Hastaneye götürülüyorum. Duyuyorum. ‘’Başarısız bir intihar girişimi vakası…’’ Evet, intiharı bile başaramıyorum.

Mide yıkama işleminden sonra tımarhaneye kaldırılıyorum. Doktor diyor ki, neden yaptın? Neyi neden yaptım? İlaçlarını neden bıraktın? Neyse, yapma bir daha.

Bir süre tedaviden sonra hayatıma devam ediyorum. Evet, benim bir hayatım var. Aslında o kadar da kötü bir hayat değil. Ailem var. Beni seven birkaç dostum var. Daha ne olacak ki?

İnsanın içinde iki köpek vardır, denir. Biri iyimser beyaz köpek diğeri de kötümser kara köpek. Bunlar hep kavga halindedir. Hangisini beslersen o kazanır. Biz delilerin beyaz köpeği antidepresanla besleniyor galiba.

Ha bir de… Allah’a dönüp benim büyük bir derdim var deme. Derdine dönüp şöyle de; benim büyük bir rabbim var.


Like it? Share with your friends!

2 shares
Tunahan Alaftekin
Kalemim, en sevdiğim oyuncağım. Yazmayı seviyorum. Umarım sizler de yazdıklarımı seversiniz.

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend