Ertelemeye Bir Bakış


Uzun zamandır aklımın bir kenarında olmasına rağmen yazmayı ertelediğim “erteleme” konulu yazımı oluşturmak üzere büyülü adımı atıyorum: başlamak.

Erteleme basitçe, kişinin o andaki gerekliliğini bildiği halde sorumluluklarını, amaçlarına yönelik davranışlarını ve karar verme sürecini ileriki bir zaman dilimine atamasıdır. Temelinde sonraya bırakma, o an o eylemi gerçekleştirmekten uzaklaşma vardır. Ancak davranışı zamanda öteleme durumu, tembellik veyahut zaman yönetiminde başarısızlık gibi yüzeysel sebeplere bağlanamayacak kadar derin, kendi içinde davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutları olan bir olgudur.  

 Psikanalitik kuram ertelemeyi; egonun tehdit edici durumlardan korunmak için kullandığı bir kaçınma mekanizması olarak açıklar. Öyleyse yapmaktan korkulan, daha önce deneyimlenmemiş yahut hakkında yeterli bilgi edinilmemiş eylemler sonraya bırakılmaya daha müsaittir. Aynı zamanda eylemi gerçekleştirecek kişinin karakteri, kendine olan güveni, duygusal yeterliliği, psikolojik durumu da mekanizmayı oldukça etkiler. Bu alanda yapılan çalışmalarda; düşük özgüvenlilerin işi iyi yapamama korkusu, dışadönüklerin işi başkalarına yaptırma eğilimi ve duygusal dengesini kuramayanların ise türlü türlü olumsuz hislerinin işe başlamalarına engel olması sebebiyle ötelemeye başvurdukları görülmüştür. Çalışmalara göre daha az erteleyenler ise uyumlu kişilikler olmuştur. Bu kişiler çevrelerine güven, iş birliği ve pozitif düşüncelerle yaklaştığı gibi işlerine de pozitiflikle yaklaşmış, onlardan kaçınma ihtiyacı hissetmemiştir. Onları sıklıkla başarıya götüren sebep de budur. *

Bu hususta dikkat çeken bir nokta da ertelemenin evrimsel geçmişimizle bağlantısıdır. İnsan beyni doğal olarak haz alma odaklı ve kısa vadeli ihtiyaçlarını daha uzun vadeli ihtiyaçlarına göre ön plana koyma eğilimlidir. İhtiyaçlar arasındaki bu evrimsel hiyerarşi, Maslow’un piramidi dikkate alınarak incelendiğinde; akademik ertelemenin en yaygın erteleme tipi olması, başarı ihtiyacının piramidin üst basamaklarında bulunmasıyla açıklanabilir. Kısacası ders çalışmayı film izlemenin ya da arkadaşlarla gezmenin sonrasına bırakmak ulaşılması kolay kısa vadeli bir hazzın peşinden gitmektir, denebilir. Ancak bu ertelemenin çok ciddi sonuçlar doğurabileceği de unutulmamalıdır. En başta bir işin sürekli ötelenmesi onun başarı şansını ve kişinin onu yaparken ki performansını düşürür. Daha iyisini yapacak kapasitedeyken zamanı verimsiz kullandığı için kişi, kendini tam anlamıyla ortaya koyamaz. Ayrıca işin ötelendiği süre zarfında sorumluluğunu yerine getirmemenin ve bir süre sonra illaki getirecek olmanın stresiyle başa çıkma sıkıntısı yaşanır. Tamamlanmamış işler beyin tarafından hatırlatılıp durulur. Yalnız harekete geçme merkezinde bir sorun varmışçasına “… hakkında ne yapacağım” diye düşünülüp en azından o an için hiçbir şey yapmamak seçilir ve kısa vadeli hazlara yönelinir.

Peki insanın doğası ve kişiliğinin bir sonucu olarak oluşan bu davranışı yenmek nasıl mümkün olabilir? Bu savaşta galip gelmek için asıl ertelenmesi gerekenin haz olduğunu öğrenmek temel kuraldır. Belirlenen amaca ulaşana dek istenmeyen yahut sıkıcı bulunan birtakım eylemlerde bulunmak gerekebilir. Tüm bunlar, olgunlukla karşılanıp iyi planlanmış bir zaman yönetimi ile üstesinden gelinmesi olağan durumlardır. Sonuçta amaca ulaşıldığında kişi, başarının yanında gösterdiği gayret ve kararlılıktan dolayı da haz duyacak, başka görevleri için de motive olacaktır. Ancak daha önce de bahsettiğimiz gibi erteleme karmaşık bir davranıştır ve onu tek kuralla alt etmek her zaman mümkün değildir. İkinci bir kural, kişinin kendi duygusal yeterliliğini arttırmasıdır. Düşük özgüven, duygusal dengesizlik gibi kişilik problemleri, sıklıkla görevleri erteleme olarak dışavurulur. Dolayısıyla bu gibi sorunları olan kimselerin öncelikli olarak bunları çözmesi gereklidir. Erteleme davranışı da sürece paralel olarak çözülecektir. Üçüncü bir kuraldan bahsedecek olursak, bu kez kolaya kaçıp kişinin kendisini değil, yapmaktan kaçındığı işi değiştirmesini göz önüne alalım. Korkutucu büyüklükte yahut küçük ancak yine de korkutucu olan görevin parçalara ayrılması ve daha kolay birden fazla görevmiş gibi düşünülmesi aranılan çözümü oluşturabilir. Örneğin bir işe yalnızca başlamaya programlanmak, onu bitirme fikrinden katbekat kolaydır. Ancak o büyülü başlama eylemi gerçekleştiğinde işe devam etmek hatta işi bitirmek sanıldığından daha basit olacaktır. Bunun en iyi örneği muhtemelen bir süredir yazmayı ötelediğim bu yazıya başladığım anda bitirmeye çok yaklaşmamdır.

İnsan olmakla ilgili en güzel şey herhalde ki kendi biyolojik ve psikolojik süreçlerimizi anlayıp onlara müdahale edebilmektir. Erteleme davranışı da böyle birden çok etmenin yönettiği bir süreçtir. Ancak biz, insan olmanın ayrıcalığını kullanıp zamanımızı ve verimliliğimizi arttırmak adına bu kaçınma mekanizmasını pekâlâ yenebiliriz. Unutmamalıyız ki ilk adımı atmak, yolun sonunu görmek demektir.

Ertelememek üzere…    

*Baltacı A., Erteleme Davranışı Eğilimi ve Beş Faktörlü Kişilik Özellikleri Arasındaki İlişkiler: Okul Yöneticileri Üzerine Bir Araştırma, Uluslararası Güncel Eğitim Araştırmaları Dergisi (UGEAD), Haziran, 2017; 3(1): 56-80


Like it? Share with your friends!

Betül Nisa Genç
İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunuyum. Marmara üniversitesinde tıp okuyorum. Tam bir insan olabilmek ve insanı anlayabilmek için yazıyorum.

3 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir