Ölmeden Evvel Yaşamak


Hayatı dipnotlarda yazılı, insanların gözüne pek de ilişmeyip önemsenmeyen biri gibi yaşadım. Sessiz büyüdüm, sessiz yaşadım ve sessiz gidiyorum. Boşluğa kayıyor gözlerim.

Gecenin bir vakti, bilmediğim sokakların birinde bir bankta oturdum. Hava serin. İçim ikircik duygularla üşüyor. Bir garip şu ara havalar. Hem konuşabilecek kimseler kalmadı. Bir Sanço kaldı bir de ben. Kendime bile yabancı, acı bir tat kaldı damağımda. Geçmek bilmiyor.

Hoş geldin Sanço. Hayır, kimseyle konuşmuyordum. Saatin de farkında değildim. İçime işleyen anıların ve sözlerin zamansız gelişine say. Biliyor musun Sanço; kendimi zamanın dışına atabilmeyi, rüyalarla sınırlı bir hayatın içinde tıkalı kalmayı çok isterdim. Belki de orda hayal kırıklığına yer yoktur.

Bir insanın hayatına dokunmak bu kadar mı zor Sanço? İçinde türlü sevinçleri ve mutlulukları barındıran bir gülümseyişin, insanların umutsuzluk sularını kurutabileceğini bilmiyorlar mı? Galiba bilmiyorlar, bilmiyoruz. Bir kitapta okumuştum: İnsanın acısını insan alır. Bir çelişkidir ki Sanço, insanın acısını yine insan yaratır.

Kırgınım. Bu dünyadan anlaşılmadan gidiyorum. Kuru bir hevesten ibaretti yaşamım. Biri de alıp ruhundan üflemedi kırgın yerlerime. İçimdeki çatlakları doldurmadı kimseler. Ve parmak uçlarıma dokunmadı. İçimde şarkılar mırıldayan çocuğu örselediler. Ellerimde duruyor yara izleri. Rıhtımda beklemekten çürümeye başlamış bir tekne gibiyim artık.

Ruhumun ağırlığının cennet elması ağacından sarkmış bir ip boğumundan ibaret kalacağı fikri beni korkutuyor. İnsanların gözlerindeki çocuksu gülümsemeye aldanma Sanço. Çünkü alaycı bir gülümsemeden öteye gitmiyor hiçbiri. Gökyüzünün maviliğine küstürecek kadar incittiler beni. Yüreğime koca bir ayaz çöktü. Isıtamadı dünya beni. Üşüyorum.

Yorgunum. Kuru otlardan ibaretti hayatım. Kimseler görmedi beni Sanço. Yaşadım ve kimseler görmedi. Kimseler, kimseler… Silik bir hatıranın izi olarak kalacağım. Ve mavi kırlangıç sürüleri taşıyacak bedenimi. Kanatlarındaki sarı tüylerden rahmet yağacak yeryüzüne. Yüzümdeki çizgileri yıkayacak yağmur suları. Belki de fesleğenler biter avuçlarımda. Hem kim bilir, belki de mezar taşım bile hayatımdan daha renkli olur.

Gidiyorum Sanço. Bütün gönül kırgınlıklarımı kör bir kuyuya iliştirdim. Ellerim tedirgin, dudaklarım terliyor. Artık umrumda değil, hayatın hantal şiirlerinde güveren sevda çiçekleri. Bu dünyanın acıları da sevinçleri de bana göre değil. Belki de bu dünya da bana göre değil. Tuttunduğum bütün dalları kırdım. Kenara itilen fazla eşyalar gibi bekledim.

Uyanışı olmayan bir uykuya hazırlanıyorum her şeyden sıyrılarak. Okuduğum kitaplar, tanıdığım yüzler, mırıldandığım şarkılar, biriktirdiğim cümleler anlamsızlaşıyor. Kendimle bile kalamıyorum. Sahi kimdim ben? Bu cümlenin öncesindeki adam mıydım yoksa bu satırları yazan mı?

Bilmiyorum belki de çok bir zamanımız kalmadı bu dünyada. Ama yaşamak isterdim seninle; yıldızlarda anlam aramayı, bir bebeğin parmak uçlarında geleceği görmeyi, saksıdaki fesleğenlere gülümsemeyi… Ölmeden evvel.

Hayır Sanço, sana demedim. Diyorum ki, ölmeden evvel yaşamak isterdim. Hayat bu, en olmadık zamanda yine tutunacağız bir şekilde. Yine yeşereceğiz ya da yeşermeyi ümit edeceğiz. Ama Sanço, ölmeden evvel yaşamak isterdim. Ölmeden evvel yaşamak.

Ferhat BİRLİK


Like it? Share with your friends!

Ferhat Birlik
Okuduğum bölüm adına mesleki pek bir şey yapmadım. Uzun zamandır yollardayım. Elimde yeni yetme bir çanta. Güler yüzlü. Kendimi bilmediğim günlerden beridir yazıyorum. Bileceğim güne değin de yazacağım gibi. Yazacağız hayatı, ince elediğimiz tezatlıklarıyla.

4 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir