Sayılarım


Saatin o düzenli tik tak sesleri beni çıldırtacak galiba. Bu saati buraya özellikle mi koymuşlar? Psikolojik problemi olmayan kişilerde bir sorun yaratıp girmeden önce kendilerini hasta hissetsinler diye mi? Evet, sonunda en olmamam gereken yerde, bir hastanenin sevimsiz koridorunun sonundaki kapısı çok da kalabalık olmayan bir odanın önünde bekliyorum. Psikoloğumun kapısının önünde… Evet, etrafımdaki herkes bu kararı daha önce almam gerektiğini düşünüyor farkındayım. Peki, ben isteyerek mi buradayım? Pek sanmıyorum bunu. Karım durmadan hayatı onun için çekilmez kıldığımı söyleyip başımın etini yemeseydi burada olmazdım. Koskoca profesör doktorun gideceği yer burası mıydı şimdi? Beraber çalıştığım arkadaşlarım görse ne laflar ederdi, nasıl da kırılırdım imalı bir şekilde söyleyecekleri o sözlere. “Vah vah yılların usta kalp cerrahı Umut Bey’e bakın, delirmiş de psikolog kapılarında geziyor, hastalar nasıl güvensin de onun ameliyata girmesine izin versin?” derlerdi arkamdan büyük ihtimalle. Küçücük takıntılarım vardı oysa sadece, ama karıma göre, kendisi uzmanlığını dermatolojide yapmasına rağmen uzman psikolog gibi davranır, obsesif bozukluğum varmış. Bunu söylerken başta ona sadece gülüyordum, biraz da olsa kabul ettirmesi zamanını aldı. Tam olarak şu anda öyle olduğumu düşünüyor muyum derseniz, küçük takıntılarım beni obsesif yapar mı emin değilim. Onlara göre hangi insan eve giderken yürüyeceği yolu hesaplayıp dörde böldükten sonra bir sağda bir solda olacak şekilde örüntülü olarak yürürmüş? Ya da kaç kişi hastalarını mesleğe başladığı günden bu güne kadar numaralandırıp onları bu numaralarla aklında tutup seslenirmiş ki? Ben bunlarda herhangi bir sorun ya da hayat kısıtlayıcılık görmüyorum, onların görmesinin aksine. Üstüne üstlük bu düzenlilik beni öylesine yetenekli bir doktor yaptı ki, belki de bu takınçlı olma halimi yenersem bu yeteneğimi kaybedeceğim. Evet ben birçok kişiye göre obsesif kompulsif bozukluğu olan bir hastayım, ama onların göremediği ise aynı zamanda bu bozukluğu yeteneğe çevirip tarihe imza atacak bir doktorum. Şimdi bu kapıdan içeriye gireceğim aklımdan geçenleri en ince ayrıntısıyla anlatacağım, sırf etrafımdakiler mutlu olsun diye. O çok sevdiğim sayıların beni buraya getirecek direkt bir kötü etkisi olmadı oysa bana. Dolaylı yoldan zararlarına bakarsak elbette çok fazlalar. Mesela daha geçen gün karımla sohbet ederken kullandığı sözcükleri sayıp tekrarladığı kelimelerin yeni kelimelere oranını söylediğimde kafama yediğim darbenin canımı yakmadığını söyleyemem. Belki de buraya onu da getirmeliydim biraz öfke sorunları olan biri kendisi çünkü. Hafta içi günde beş bardak, hafta sonu ise günde üç bardak içtiği kahvedeki kafeinden kaynaklanıyor da olabilir bu gerginliği. Bir bardak kahvede ortalama kafein miktarı 150 mg dersek haftada 31 bardaktan bu miktar 4650 miligrama çıkıyor. Bu kadar fazla içtiğini şu ana kadar fark etmemiştim, benim psikolojime verdiği önceliği kendi midesine, kalbine ve böbreğine verse iyi olur. Çünkü bu gidişle bu organlarla uzun süreli bir birlikteliği olamayacak. Kalp cerrahının eşinin kalp problemiyle ölmesi unutulmayacak bir haber olurdu herhalde. Sanırsam evlilik konusundaki problemlerim için de psikolojik desteğe ihtiyacım var, yoksa bir gün gerçekten delirdiğim için bu kapının önünde olacağım. Akşam bunu karıma söylediğimde beni bir daha psikoloğa yollar mı acaba? Yollamayı bırak bir daha ağzımdan psikoloji kelimesini çıkarmama izin vereceğini bile sanmıyorum. Tanrım ne kadar da anlaşması zor bir kadın! Geliş sebebimden epeyce saptı düşüncelerim. Asıl burada olma nedenime gelirsek kafamda söyleyeceklerimi toparlamam lazım, içeri girdiğimde doktorun yüzüne bomboş bakmak istemiyorum. Ah o sayılar, benim gözlerimi bu hayata açtığımdan beri en iyi arkadaşlarım. Sizin hastalık olduğunuza inandırmaya çalışıyorlar beni. Şimdi de sizden kurtulmamı istiyorlar oysa sizsiz ne yaparım henüz emin değilim. Sayılar demişken 90827. hastamın kızının doğum günü vardı bugün. Orada olmam gerekirdi ama ona 90827 diye seslendiğim için buradayım. Ne var sanki bunda diyorum bazen? Ben bu halimde bir sorun göremiyorum etrafı bu kadar rahatsız edecek. Sırayla insanlar giriyor içeri buraya geleli tam 72 dakika 38, 39, 40 saniye oluyor. İçeriye giren 3. kişi bu. Koridordaki kişi sayısına oranlarsak buranın çok da kalabalık olduğunu söyleyemem. Evet, yine sayıyorum, buna bir son veremeyeceğim galiba, son vermek de istemiyorum kendime karşı dürüst olmam gerekirse. Artık benim sıram gelmeli, bir an önce bana verilen bu görevimi tamamlayıp buradan gitmek istiyorum. Bir psikoloğun kapısının önündeyim ama kendim istediğim için değil diğer insanları memnun etmek için buradayım. Geniş pencereden halime bakarsak insanları memnun etmek zorunda olma isteği daha büyük bir psikolojik sorun değil mi? Sanırım içeride bunu da anlatmalıyım. Düşündükçe anlatacak çokça şey de birikti, anlaşılan ben buraya uzun bir süre geleceğim. Belki de herkesin en büyük problemim olarak gördüğü bu takıntı aslında diğer sorunlarımın yanında ufacık bir detaydır. Ben bilemem bunu, bu konunun uzmanı içeride beni bekliyor. Ve sıram geldi oturduğum yerden kapıya kadar 42 numara ayakkabıyla 6 adım mesafe var diye tahmin ediyorum. 1, 2, 3, 4, 5… Ve tam 6. adımda kapının önündeyim. Dedim ya sayılar benim en iyi arkadaşlarım. Ve benim sadık dostlarım hiç yanıltmazlar beni.

Büşra DİLARA KARABULUT


Beğendiniz mi? Lütfen paylaşın!

İnce Tezat

Kişisel yazılarınızı bize göndererek sitemizde yer almasını ve daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. https://www.incetezat.com/misafir-yazarlik/

0 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend