Suslar Meridyeni


Kaç lisan var dersiniz dünyada?  Bir lisan yeter mi söylemek istenileni hislerle beraber aktarmaya. Mimik ve jest ile süslenmediği sürece lisan ulaşmaz oldu artık insana. Harfleri bir araya toplayıp cümle kurmak yetmez oldu artık sesinin ulaşabildiklerine.  Nağmende hoş bir seda, bedeninde hassas bir eda olmadan lisanı; insana ait görmez oldu hassas yürekler…  Yürek dili de bir lisan sayılır mı peki?  Bazen özenle seçmek yetmiyor galiba değil mi?  Önsözü olmalı kuracağın her cümlenin. Hatta içindekiler sayfası olmalı cümlelerini ağırlayacak olan tüm hitabetlerinin.  Tıpkı insan gibi. Değil mi ama kullanma kılavuzu olsa keşke herkesin. Açıp baksak öncesinde. Hangi kelimeler hangi hislere uğrar da yol alır bilebilsek, bilebilsek de lisanı hakkı ile kullanabilsek, sarf ettiklerimize.  Beklentiler huzura bıraksa yerini, memnuniyetler gereği üzere doğru yerde vukû bulsa. Emeği sarf eden muvaffak olduğunun idrakına varsa. Yürek burkan ikrarları, telaffuza gerek kalmasa keşke. Suslar meridyeni burası, sesler merdivenini parmak uçları ile çıkmalı belki de.

Diyaloglar, hitabetler, ilişkiler ve iki kişiden başlayıp çoklukla devam edenler bir zamandır kadrajımda… Tecrübelerimle yoğurup şekil vermeye çalışıyorum hepsine. Bu yaşıma kadar öğrendiklerimle, öğrenemediklerimi tasnif edip duruyorum. Yeni kimlikler, yeni lisanlar gerektirir diyorum. Yeni lisanlardan yeni insanlar çıkartıyorum. Yeni hayatlar tanıyorum. Kimine varıyorum, kimine varamadan yarı yolda kalıyorum.  Kimi gün doğru, kimi gün yanlış öğrene öğrene doğruyu buluyorum. Doğru olgusu her bütünde farklı bir ses ile geri dönse de yılmak yok diyorum. İnsana ulaşabilmenin yolu, her bedende ayrı bir kültüre varmaksa; tüm coğrafyaları ezber edecek gücü her günüme dağıtarak, yarının umut vadeden her dakikasına da bir parça ayırıyorum. Takvimden kopup giden her yaprağın aynısı olmayan yekdiğerini getirdiği gerçeği ışığında, yeni günü ve yeni yaşı yaşlanmak saymadan; tecrübe kabul ederek yoluma yenilere yelken açmak üzere derin yollardan devam ediyorum.  

Döngü devam ediyor içimde bir yerlerde… Kaç lisan var diye soruyorum kendime dünyada?  Bin lisan var desek ve hepsini bilsek; varabilir miyiz zahmetsizce yürek denilen bin farklı deryaya… Lügati zarafetinde saklı naif yüreklere ulaşabilmenin yolu, aynı hassasiyet lisanını bilmekte herhâlde… Bir lisan bir insan derler ya, bir yürek kaç lisanlık emek eder ki acaba? Ne kadar çalışmalı, kaç kelime bilmeli mesela aynı dili konuşmak adına… Derinlikleri tanıyıp öğrenen bedenlere sığlık hafif gelir. Derinde yüzmekse cesaret gerektirir. Şimdi deruni bir yüreğin hisler deryasında salınabilmesinin, kaç lügat hatta kaç meziyet gerektirdiğini biri söylesin bana, nasıl ulaşır ki insan konuşmadan da bir insana…

Hangi söz bilet olur ki, bir yüreğe zahmetsizce ulaşmaya…

Suslar meridyeni mi bu düzlemin adı ya da yankısı yüreğe dokunan sesler merdiveni mi bilinmez…


Like it? Share with your friends!

Cemile Çalışkan Demirkol
Yazar olmak yolunda, bir yazanım sadece; yürekle kalemin dost olduğu noktadayım ve buradayım... Herkes bakar ama herkes göremez. Baktığın her kare hikaye olmaya başlar bir zaman sonra. İnsan yaşar, tüketir gider de, hayata iz bırakma hayali en özel vefadır, yazmayan bilmez!

1 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Şiir,deneme, hikaye,roman en nihayetinde yazmak için çıkılan bu yolda kalem yüreğin tercümanı olur,,,kalemin sadece kendi yüreğiniin değil biz okuyanların da yüreğine de tercüme… kalemine sağlık,bitimsiz bir kalem aşkı duasıyla….