Suya Yazılan Mektup


Bir gün uyanıp yazdığım bütün şiirleri, çizdiğim resimleri, okuduğum kitapları hiç düşünmeden avluya yığıp yaktım. Külünde kavurduğum hayatı, kör bir değirmende öğütüp tozunu yuttum. Ve içimde birikti insan kırıntıları. Tanımadığım onlarca yüz, içini dolduramadığım cümleler, manalı manasız isimler, eş, dost, akraba…

Güvendim, sevdim; tükendim, sustum; ağladım, yenildim. Hiçbiri yetmedi. Kime dokunduysam çürümüş bir dal gibi kırıldı. Kendi gölgeme sığındım.

Nereye gittiğini önemsemediğim bir otobüse bilet kestim. Yolda, tellere üşüşmüş, uzaklara bakan kuşlara özendim. Nereye bakıyor, neyi bekliyorlar böyle? Fazla kurcalamadım. Senden hatıra kalan kitaplardan birini açıp okurken bir cümlede sana rastladım. Gülüşünü hatırlayıp tellerde pinekleyen o kuşlar gibi uzakları izledim. Geceyi örttüm seni gördüğüm ilk ve tek ana. Hani ellerin titremişti de yüzünü güneşin kızılığı boyamıştı. Hani kaçamak gülüşünü yakalamıştım da göğüme serçeler yurt edinmişti. Sonra baygın bakışlarındaki asaleti, ellerinin duruluğunu, sözlerinin zerafetini hatırladım. Ahraz anılardan ibarettin ama yokluğunun sesi duyuluyordu. Gittin, sinemi dağlayan saçlarınla köklerimi savurarak. Keşke gidişinle son bulsaydı ölüm çağlayanındaki çırpınışım. Ey yağmur, temizle düşlerimdeki hazan mevsimlerini. Kirlerimden arındır beni. Ses verin artık yoksa yok olup gideceğim bu sessizlikte.

Gitmeyi, kalmayı, sevmeyi beceremeyen; olmadık hayallerin tütsüsünde kendini kaybeden biri olup çıktım. Belki inanmayacaksın ama senden sonra hiç değişmedim. Kendimle kavgalı ve aynalara küsüm hâlâ. Bıraktığın gibi. Özleminin acısı içime aktı. Yoruldum, yutkunamadığım cümleleri yüreğimin kafesine sığdırmaktan. Hüznün yellerine boyun eğdim. Yıldızlara küstüm olmadık yerde. Kapadım yüreğimin takvimini bir gece vakti. Ey sevgili, savurma beni ırmakların taşıdığı, yatağı olmayan sulara. Bırak da gözlerinin tufanında boğulayım. Bir daha kimseler bulamasın beni. Korkuyorum. Bırakma yâr. Kelimelerin azametine sığdır beni. Sende erisin kalbimin buz tutmuş umut odaları. İçimde göçen kuşlara mesken ol. Bırakma yâr.

Dolaştım bilmem kaç sene, şu dünyanın anlamsızlığına anlam katmak için. Sığamadım şehirlere. Köşe bucak kaçışımı bir kenara bırakıp çirkinliğin damında kuruttum gülümseyişimi. Sonra durup düşündüm de hiç mi sevemedim kendimi? Hiç mi sevemedim? Kırık daldaki yaprakların yere süzülüşü gibi bir ömür geçirdim. İstenmeyen çocuklar gibi kalakaldım ortalıkta. Bir uçurumun ucunda buluyorum kendimi her seferinde. Düşeceğim kirpiklerinden zamanın ıssızlığına. Dilimde intihar boğumları, ellerimde münzevi cümleler. Yitirdim iyiye dair ne varsa. Hem ne vardı ki zaten? Hiç. Koca bir hiç.

Günlerim, göz bebeklerinin alacakaranlığından izler taşıyan bir fotoğraftan ibaret. Kenarını yaktığımız kağıtlara yazılı şiirlere ilişmiş. Yanık değil de kekik kokuyordu sanki.

Biliyorum yüzümde yer bulmayacak parmağındaki çizgiler. Ellerim tutamayacak ellerini. Beni anlamıyorsun, savruluyorum. Kimsesizliğin ortasındayım ve sığınacak tek bir liman kalmadı. Kendi karanlığımda kayboluyorum. Yokluğunun sabahına güneş açmıyor artık. Soldu, ikliminde yetişen çiçeklerim.


Like it? Share with your friends!

Ferhat Birlik
Okuduğum bölüm adına mesleki pek bir şey yapmadım. Uzun zamandır yollardayım. Elimde yeni yetme bir çanta. Güler yüzlü. Kendimi bilmediğim günlerden beridir yazıyorum. Bileceğim güne değin de yazacağım gibi. Yazacağız hayatı, ince elediğimiz tezatlıklarıyla.

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir