Akdemîn


Mezkûruma sabitlenmiş anılar ile başa çıkamıyorum çoğu zaman. Her biri bir deja vu özgünlüğü ile tekerrür ediyor zihnimde. Doğru-yanlış ayrımı yok!  Var olan sadece olgular ve bu olgular geçmişte yaşamamım müsebbibi, günümü inciten, geleceğe fırsat vermeyen bir tecrübe.

Tecrübe serencamın haritasıdır. Ama bu harita bana yol göstermekten çok öteye gitti. Hayatımı kontrol etme teşebbüsüne girdiğinde belki de olan bitenin çok farkında değildim.  Farkındalık bu ya, hep geç gelir. Aynı aradığın zaman bulamadığın bir eşyanın, hiç ihtiyacın olmayan bir anda karşına çıkması gibi. Artık tecrübe yerine özgürlük gereksinimi hissettiğim an, tecrübe yakamı bırakmadı.  Geçmişte yaşanan her şey ile gelecekteki türevleri arasında illiyet bağı geliştirmek zihnimin asıl görevi olmuştu. Bense görevini layıkıyla ifa eden bir geçmiş memuruydum. Her şeyi kayda alıyor, geceleri saatlerce üzerinde düşünüyor ve asla değiştiremeyeceğim olaylar ile alakalı kendi kafamda düzeltmeler yapıyordum. Ve bu tashihlerin ömrümden götürdüğü ile alakalı hiçbir fikrim yoktu.

Ruhsuzluk demlerimin en hakiki zamanlarıydı bunlar. Ruhsuzdum, çünkü objem ontolojik olsa da hesabım hep materyalistti. En manevi hakikatleri, en maddi kargaşalar haline getirmiştim. Mutsuzluğumun nedeni de buydu. Eşitlemediğin kesirlerle işlem yapmaya çalışıyordum. Manayı kendi içimde arayacağıma olgulardan medet umuyordum. Nerede arayacağımı bilemediğim “hiçbir şey”i arıyordum ve bu gerçeği yine gözlerimden “hiçbir şey” akarken keşfetmem de hep ilginç gelmişti ve kafama bir anda dank eden Dostoyevski’den bir satır. “Tanrı ‘anlar’da değil de ‘an’da yaşadığı için ona ‘Yaşayan’ denilmiştir.” İnsan da kendini ‘anlar’a dağıtırsa parçalanırdı elbette ki.

Geçmişi unutamadım. Ama arayışımı bugüne taşıdım. Bulduğumda onu tanıyacak mıyım bilmiyorum. Belki onu tanıyabilmek için o kadar maddeleştirmiştim. Hülasa bir sonraki durak bu arayışı bugünden geleceğe taşımak olacak sanırım.


Like it? Share with your friends!

1 share
Tuğba Beyca
Öz arayışını sürdürüyorken, yazma sevdasına tutulmuş; edebiyat ile felsefe arasında gidip gelen, sırtı doğuya dayalı-yüzü batıya dönük, bir filolog, edebiyat tutkunu, çırak filozof.

5 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Senin ruhun derinlerde, pençelerin yüzeyde sanki.
    Ve değişim, sen isteyince başlar ince ruhlu yazar…

Send this to a friend