Düş ya da Gerçek


Kadın bir sonbahar ikindisinde yerlere düşen sarı ve kırmızı yaprakların süslediği bir parkta dalıp gitmişti, elleri yanağına dayalı, gözleri uzaklarda bir noktaya takılmış… Kendi kendine konuşur gibiydi. Ona nasıl hitap edeceğini bilemiyordu bir türlü “düş dünyasındaki gerçeği mi yoksa bir türlü gerçek olamayan düşü müydü.” Bazen düşlerinde görürdü onu ama gerçekten daha gerçek gibiydi, yüzü belirgin olmasa da özellikleri o kadar belirgindi ki, karşısına çıksa tanıyacağından emindi.

Küçüklüğünden beri hep bir şeyleri bekleyerek geçmişti hayatı, ya sınav sonucunu ya okulun kapanmasını ya büyümeyi… Ya şunu ya bunu. Sonunda yıllar geçip yetişkinler dünyasına adım attığında, bekledikleriyle karşılaştıkları arasındaki uçurumu gördüğünde hayal kırıklıkları da çalmıştı kapısını… Demek hayat böyle bir şeydi. Yaşamı boyunca hep huzuru aradı hiç bıkmadan, usanmadan.

“Aradığın ne ise sen O’sun” demişlerdi, inandı sorgulamadan ama bulamadığında engelleyemedi kirpiklerinden düşen damlacıkları… Bazen hayatın üstüne geldiği anlarda tutunduğu dallar kopsa bile çevresini saran az ama öz dostlarının varlığından hem gururlandı hem de şükretti hep.

Bir yerlerde okumuştu, sonu sıfırla biten yaşlar insanların en çok sorgulama yaptıkları dönemdir, diye… Geçmiş masaya yatırılır ve hesaplar devredermiş birer birer, gülümsedi en azından ortalamaya uygundu işte. Okuyordu okumasına da son zamanlarda güçlük çekmeye başlamıştı, neyi nerede okuduğuna dair hafızası küçük oyunlar oynamaya başlamıştı kendisine.

Akşam serinliğinin hafifçe bastırdığı saatlerde ürpermeyle kendine geldi, bu saatlerde çoktan evde olurdu genelde, sevmezdi karanlıkta dışarıda olmayı ama bu gece gitmek istemiyordu evine nedense… Saatlerdir oturduğu tahta bank bile kalkması için bir engel teşkil etmiyordu.

Ne kadar kalabalık bir şehirde yaşarsa yaşasın tüm olumsuzluklara karşın o tutunabiliyorsa bu yaşama ; onun gibiler de olmalıydı bu gezegende. Artık anlamak değil, anlaşılmak istiyordu.

Çıktığı filmin etkisinde de kalsa neden bu kadar duygusallaştığına anlam veremiyordu bir türlü kalkmakla oturmak arasında ikilem yaşarken dizlerine sarılan bir kız çocuğu kendine gelmesine yardımcı oldu. Parkın diğer yanından koşarak gelen ve bir anda tökezleyerek dizlerine sarılan bu sarı saçlı 4-5 yaşlarındaki kız çocuğu bukle bukle saçlarıyla ve cin gibi bakan gözleriyle anlam katmakla kalmamış enerji aşılamıştı kendisine…Yaşam enerjisi dedikleri cinsten. Uzaktan bir adamın küçük kıza seslendiğini duydu, yaklaşan ayak seslerine çevirince başını şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı sanki; karşısında hem hiç tanımadığı hem de çok iyi tanıdığı bir çift gözün kendisine selamladığını gördü.


Like it? Share with your friends!

1 share
Arzu Ayman
Marmara Üniversitesi PDR mezunuyum. Yazmak benim için yaşam tarzım diyebilirim. Ögrendiklerim ve hissettiklerimle yüreklere dokunabilirsem ne mutlu bana...

10 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Bir çift göz beklemek, anlaşılacağını bildiği ve çok iyi tanıdığı bir çift gözle göz göze gelmek. Çoğumuz bunu beklemiyor muyuz?
    Arzu Hanım, tebrik ederim, öykünün içinde dolaştıştınız bizleri.

Send this to a friend