Sahaf


Halit Amca, Mercan Han’da Sıla Sahaf’ı n sahibiydi. Bıyıklarını sarıya boyayan tütünün kokusu havaya yayılır, eski kitap kokularına karışırdı.”Yarım asır” derdi Halit Amca dile kolay, kaşık düşmanım bana bunun yarısı kadar bile dayanamadı, “benim en iyi dostlarım bu kitaplar.” Her sabah dükkanını bilindik bir musikiyle açardı. Kedisiz sahaf, sahafsız kedi olmaz derdi. Kedisi Tosun’a mamasını dökerken, çayını demler o günkü misafirleri için bardakları hazır ederdi. Halit Amca’nın çayı meşhurdur handa. “Bu çay bambaşka” derdi herkes. “İçinde minare gölgesi var, bulursanız siz de bir tutam ekleyin demliğinize.” derdi tarifini soranlara. Pazarları hariç bir gün bile işinin başından ayılmamış Halit Amca bugün dükkanı açmamıştı.

Esnaf merakla dükkanın önüne gelmişti, camına ellerini siper edip içeriye baktılar, hareket yok. Tosun şaşkın etrafına bakınıyordu. Kuyumcu komşuları, terzi komşuları “Yok” diyolardı, “Buna cesaret edemez, yaşlı başlı adam, anlattığı maceranın peşine düşemez. Hastalanmış olmasın. Bekir, koş, dayının evine bak, ölmüş kalmış olmasın garip.” Bekir koştu, ev kapı duvar. Kapı pencere sıkı sıkı kilitlenmiş, sürgülenmiş. Telaşlandı küçük Bekir, dayıyı bulmadan dönerse ustaları kızacak ona. Derken Bekir’in kapıyı yumruklamasını duyan karşı komşu Melahat Teyze açtı kapıyı. “Oğlum kapıyı kıracaksın yavaş olsana! Gitti Halit Efendi. Telaşlanma. Yunanistan’a uçtu bu sabah.” dedi gülümseyerek.

Bekir rahatlamış, bu bilgiyi kaptığı gibi hana fırladı, ustaları ona kızmayacak, nihayetinde dayıdan bir haber var. “Dayı ölmemiş yaşıyor. Uçmuş dedi komşu teyze, uçmuş dayı.” Ustası Bekir’in kazıtılmış kafasına bir şaplak yapıştırdı. “Düzgün anlatsana şunu lan! Nereye uçmuş nereye?” Bekir koşmaktan dalağı şişmiş, nefes nefese anlatıyor gördüklerini duyduklarını. “Yunanistan’a gitmiş bu sabah.” Bütün esnaf birbirine bakıyordu herkes şaşırmış vaziyette. “Yapacağını yaptı demek ki dayı.” “Nereden buldu bu iş onu.”” Yol bilmez iz bilmez nasıl da gitti oralara.” “İşi rast gitsin, haydi dağılalım, hayırlı işler herkese.”

Handa meraklar yatışırken Halit Amca da uçaktan inmişti. Bu uçağa ikinci binişiydi. İlkinde de memleketine gitmişti tam yirmi yıl önce bir cenazeye. Bir daha da uçağa binmemişti. Gerçekten de dilini bilmediği bu ülkeye gelmesi hayret vericiydi ama içinden bir ses bu görevi gerçekleştirmezse gözünün açık gideceğini söylüyordu. Gördüğü ilk taksiye bindi, elindeki adresi gösterdi şoföre.

Halit Amca’nın eline her hafta yeni parti kitap gelirdi, hepsini tek tek gözden geçirir, vakti olduğunda merak ettiklerini detaylıca okurdu. Sahafın müdavimleri vardı, dükkanda saatlerce kitaplara bakar, Halit Amca’nın kitap tavsiyelerini dinler hiç de pişman olmazlardı. Gramafonu ve çok sevdiği plakları eşliğinde karşılardı Halit Amca ziyaretçilerini. Günler böyle geçip giderdi.

Bir gün yine kolilerin içinde yeni gelen kitaplara daldığında gözüne bir defter ilişti. Bilmediği bir dilde yazılmış, bazı sayfaları kopuk kopuk, bazı sayfaları ıslanmış birbirine yapışmıştı. Nece yazıldığını bilmediği defteri aldı, handaki esnafa sordu soruşturdu belki dili bilen birileri çıkardı. Bu yazı Ermenice, Rumca ya da tahmin edemeyeceği başka bir dilde bile olabilirdi. Handakiler “işin gücün yok mu dayı ne uğraşıyorsun at çöpe gitsin elalemin eskü püskü malını” demiş, umursamamışlardı. Aslında dili bilmediklerinden… Yoksa hepsi iyi insandı…

Bir akşam iki tek atmak için Agop’un meyhanesine gittiğinde defteri de yanında götürmüştü, gösterdi Agop’a. Agop, meyhanenin loş ışığında, gözlerine inen perdenin arkasından yazıları zar zor seçebilmişti. Yazı Rumcaydı. “Bu bir anı defteridir “dedi Agop, İrina adlı bir kız, çocukluğunda yaşadığı bahçeli evi anlatıyordu ilk sayfalarda. -İp atlardık kardeşimle, babam bizi kucağına alır masallar anlatırdı… Sonrasını okuyamadı, gözleri seçmedi karanlıkta. Bir adres bir telefon numarası aradılar, bulamadılar. Bu kadarı bile büyük keşifti Halit Amca için. Günlerdir ne olduğuna kafa patlattığı şey nihayet aydınlanmıştı ama gerisi ne olacaktı? Kızı bulmanın niyetine düştü o akşam, gündüzleri dükkanda sayfaları çevirmeye devam etti. Birkaç ipucu daha bulabilmek umuduyla.

Sahaf müdavimlerinden Nuri, Rumca yazılı bu defteri tezgahta görmüş meraklanmıştı. Halit Amca önce kızdı, o deftere dokunduğu için. Demek ki sahiplenmişti kendi defteri gibi. Meğerse Nuri çat pat Rumca bilirmiş, çocukluktan kalma bilgisiyle biraz okudu defteri ve bir adres buldu yıpranmış sayfaların arasında. Bu adres Yunanistan’daydı. Kızı bulacak ve defteri teslim edecekti Halit Amca. Handakilerle paylaştı olanları. Yine kimse oralı olmamıştı. Öyleyse kendi başının çaresine kendisi bakacaktı. Karşı komşusu Melahat Hanım’ın oğlundan pasaport ve vize işlemleri için yardım istedi. Aklına koymuştu bir kere o adrese gidilecekti.

Taksici arabayı tek katlı bir binanın önünde durdurdu ve kapıyı işaret etti. Halit Amca küçük çantasını da alarak arabadan indi ve kapıya yöneldi. Kalbi çok hızlı atmaya başlamıştı şimdiden. Kızın burada yaşamama ihtimali, yanlış anlaşılma ihtimali, yanlış adrese gelmiş ihtimali… Bütün ihtimaller şuracıkta üstüne çullanıvermişti handakilerin ağzından. Ne olacaksa olsun artık dedi ve zili çaldı. Bekledikçe dakikalar daha da uzuyordu sanki. Kapıyı kendi yaşlarında beyaz saçlı ufak tefek bir adam açtı. Bilmediği bu dilde bir şeyler söyledi. Halit Amca, akıllı adamdır, meramını Nuri’ye kısa bir nota yazdırmıştı. Notu ve defteri karşısındaki adama uzattı. Adam notu okur okumaz ağlamaya başladı ve eşiğe yığıldı. Halit Amca da ağlıyordu, nedenini bilmeden ama karşısındakinin içini görmüş gibi. Hüznün dili yoktu.

O sırada içeriden yine anlamadığı bir dildeki kelimelerin ardından kendi anadilinde“kim gelmiş” diyen bir kadının sesini duydu. Yaşlı kadın kapıya vardığında Halit Amca ve eşiğe yığılmış eşini görünce önce panikledi, yardım etmeye çalıştı. Halit Amca “beraber içeri taşıyalım, ben İstanbul’dan geliyorum, İrina’yı arıyorum bu defterin sahibidir kendisi, burada mı oturuyor acaba” dedi. Kadının yüzündeki panik, yerini derin bir kedere bıraktı. Ağzı açıldı tombul yanaklarıyla beraber aşağı sarktı. “İçeri geçin, konuşalım.”

Halit Amca şaşkın, çift kederli karşılıklı oturdular. Kadın aradaki konuşmaları tercüme ettikçe üç yaşlı kalp, daha da şiddetli ağlamaya başladı. Anı defteri, bu çiftin yirmi yıl önce depremde kaybettikleri kızlarına aitti. Halit Amca hiç beklemediği bu senaryo karşısında çok hüzünlenmişti. Aynı depremde kaybettiği kendi kızı Derya’dan bahsetti. Demek ki ortak kaderleri, defteri Halit Amca’ya ulaştırmış ve bu yolculuğu yapmasını istemişti.Yaşlı çift, kaybettikleri kızlarından beklenmedik bir hatırayla karşılaşmanın buruk sevincini yaşarken, birkaç sayfayı da beraber okumak istediler.

– Bugün yeni bir arkadaş edindim. Yan siteye anneannesine ziyarete gelmiş benim gibi. Bir sürü kitabı var Derya’nın. Oyun oynamaya yanına gidiyorum şimdi.

Dilek GÜLCÜ


Like it? Share with your friends!

Dilek Gülcü
Kafası karışık, zamansızlığa hapis, kitapsever, müzikdinler, enstrumanist, yazar da çizemez, kedi annesi, çok düşünür az konuşur kurumsal hayatın içinde dünyalı bir yolcu. Şimdilik...

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir