Bin Yıllık Hasret


Başını göğsüme yasla, dinlensin yorgunlukların
Ellerimden tut, yürüyelim üzerinde denizlerin
Bulutlar altımızda kalsın, uçalım
Gücün olayım, sığınağın, dert ortağın
Gel, güven, dayan bana, korkma
Bırak kendini yağmurlara
Sırılsıklam ıslanalım
Ya da ne istersek onu yapalım
Sen ve ben biz olamasak da
İki ayrı bedende yaşayan tek kalbiz
Birbirine karışır nefesimiz
Bizi en iyi biz biliriz, malum olur her halimiz
Dualarımda saklar, sakınırım seni
Tan yeri ağarırken ellerini gökyüzüne aç, gözlerini yum
O simsiyah gökyüzünde silik , sisli ayı göreceksin
O ayın içerisinde de pırıl pırıl parlayan bir yıldız
İnanıyorum ki o sensin…
Ey benim gözlerinde okyanuslar gördüğüm
Gittiğim yerlere götüremediğim
Kalbim sana mühürlü, aşkım yıllarla kördüğüm
Kır zincirleri artık, bitsin esaretim…
Sen ki bin yıllık hasretim…


Beğendiniz mi? Lütfen paylaşın!

1 share
Gülgün Bilgiç

Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü öğrencisiyim. Yazmak anlamın melodisi, edebiyat bitmeyen senfoni... Dileğim çığlıklara tercüman olmak, şeffaf bir aralıkta yüreklere dokunabilmek...

14 yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend