Soğanın Cücüğü ve Kendine Yolculuk


Bir kere yola çıktığınız vakit dönüşü olmayan bir yolculuktur. Uzun ve sonu gelmeyen. Bir kere yola çıktığınız vakit yerinizde konaklayabilirsiniz ama geri dönemezsiniz. Bir kere uyanmışsanız uykunuzdan, yok ben tekrar uykuya dalacağım deme şansım yok.

Bir kere İçinize düşmüştür ruhun bilgisi geri dönüş bileti alamazsınız.

Gerçeklik hakkında, kim olduğunuz hakkında soru sormaya başlamışsanız siz de yola çıkmışsınız demektir.

Uzun, ince bir yoldasınız. 

“Gidiyorsunuz  gündüz-gece.  Soruyorsunuz ne haldeyim”….

Eh! soruyorsanız şu kadarını söyleyeyim doğru yoldasınız.

İçinizde bir BEN var. Bir de ben dediğiniz, sonradan olan bir başka BEN var.

Peki içimizde iki ben varsa ben hangisiyim.? Unuttuğum derinlerdeki ben mi? Yoksa sonradan olan ben mi? Bir de et beni var. O konumuzla alakalı değil.

Sonradan gelişen BEN’in öğrendiği şeylerin hiçbiri ona ait değil desem. Yani nasıl desem.?  Ne etsem? Diyorum ki içimizden annemiz, babamız, komşumuz, çevremiz, bulunduğumuz toplum çıkabilir. Dikkat ayı çıkabilir gibi.

Ya da şöyle anlatayım. Bir soğan düşünün soğanın cücüğüsünüz ve sonra üzeriniz katman – katman kaplanmış. Örneğimi hafife almayın lütfen.  Soğanın kilosu kaç para oldu?

İşte kendini tanımak soğanı katman-katman soymak ve cücüğe ulaşmaktır.

Bu nasıl bir anlatım cücükler, benler, siyah noktalar falan. 

Yani anlatılması pek kolay bir şey değil de ondan. İçine girerek, yaşayarak öğrenilesi bir şey. Yola çıktığında içselleştirebilirsin ancak. Dışarıdan ne kadar anlatmaya çalışsan da deveye hendek atlatmak gibidir.

Neyse inadım inat anlatmak için birkaç mükemmel örneğim daha var.

İçinde küçük bir çocuk var. Küçüklüğünde bulunduğu ortamda birçok karar alıyor. Ve bu kararları hayat boyu yetişkin halinle sana yaşatıyor. Yetişkin oluyor ama içindeki çocuk her olayda sürekli paçana yapışıyor. Kulağına sürekli fısıldıyor.

Peki kendini tanıma çalışma zahmetine girmediğinde ne oluyor?

Şikayetler başlıyor, suçlamalar başlıyor. Uyanıksın ama uykudasın. Birey olamadığın için hissettiğin her şey içindeki yaralı çocuğa ait oluyor. Bir illüzyonun içindesin ama illüzyonun farkında değilsin. Kurban rolündesin.

Korktuğun her şeyi yaşamaya mahkumsun. Bunu ben söylemiyorum. Sistem öyle kurulmuş.

Yarattığın hiçbir şey ömürlük değil. Yok olmaya mahkum. Yada boyut değiştirmeye yeni bir formata girmeye.

İşler, güçler, ilişkiler hiçbiri kalıcı değil. Deneyimlediğin ve miadı dolduğunda ya yeni haline geçeceksin yada yok edeceksin.

Yola çıkmadıysan bağımlılıklar oluşturmaya başlayacaksın. Evine, arabana, eşine, işine, çocuğuna, tuttuğun takıma bla bla bla…

Bağımlı olduğun her şey ile bağımlı olmaman için ejderhaların olacak sen bağımlı olduğun şeye bağımsızlaşamadığında en son hamle yaradan, evren her ne ye inanıyorsan daha büyük bir paket ile gelecek…

Freud ve Jung’dan öğrendiğimiz bilinçaltı kavramını onlardan kaç yüzyıl önce yaşamış Yunus Emre “Bir ben var, benden içeri” diyerek bize anlatmaya çalışmış olabilir mi?

Dur çok daha öncesine gidin. Antik Yunan’da Delphi’de Apollon Tapınağının alınlık denilen giriş bölümünde latince “kendini bil” diye yazar.

Kendini bilmekle, kendini tanımak da aynı şey değildir. Kendini tanımak, kendinde keşfettiğin şeylerdir. O keşfettiklerini dönüştürdüğünde ise kendini bilmiş olursun.

Kendini tanımak sadece kendinle ilgili değildir herkesle ilgilidir her canlıyla ilgilidir. Doğa ile ilgilidir. Tüm bildiklerini unutup kendini yeniden inşa etmektir. Belki de unuttuklarımızı yeniden hatırlamaktır.

Kendini tanımak içimizdeki tanrıyı, içimizdeki yaratıcıyı keşfetmektir bu da ayrı bir yazı konusudur.

İçinizde ki yaratıcıyı keşfetmeniz ve başkalarının içlerindeki yaratıcıyı keşfetmelerine vesile olmanız dileğiyle,

Aynur Güleçal


Like it? Share with your friends!

74 shares
İnce Tezat
Kişisel yazılarınızı bize göndererek sitemizde yer almasını ve daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. https://www.incetezat.com/misafir-yazarlik/

7 Yorum

Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Aynur hanım sorgulayan ve arayış içinde olan yanımızı ne güzel yansıtmışsınız … bu arada soğan örneği çok güzel … katman katman soyulmak … tebrikler kaleminize ve yüreğinize

Send this to a friend