Acı Sarmalı


Senden öncesi de vardı. Evet evet, bir zaman yaşadım, sen yoktun. Uyanırdım tek başımayım, aynada bana bakan, benim gözlerim. İşte çok basit, yine yoksun yine yaşayacağım. “İçinden geçenler gerçekten bunlar mı?” Demek ki. “Sen belki de onu hiç sevmedin.” Hakkımı yiyorsun, sevdim. Yalnızca değişmek istiyorum. Ondan önceki kendime… “Çok mu iyiydin o zaman?” Değildim ama yaşıyordum, dedim ya. Senden öncesi de vardı, seni sevmezden önce.

Keşke insanlara gitme hakkı verilmese. Değil mi? İsteğiyle birinin hayatına giren öyle elini kolunu sallaya sallaya çıkamasa… değil mi diyorum, cevap versene! “Değil. Canı mı çıksın adamın, bir geldi diye gidemesin mi? Saçmalık.” Ama o da beni seviyordu. Mutluydu. “Mutluluğu aramıyordunuz ki. Hatayı belki de orada yaptınız, o illeti bularak.” Doğru, haklısın. Hiç dokunmamalıydık hayallerimize. “Öyle değil.” Yok yok öyle. Bulutlar bulut olarak kalmalıydı. Bak dünyamız başımıza yıkıldı. “Anlamıyorsun.” Neyi anlamıyorum, çıldırtma beni. “Şimdi yeryüzündesin umuyorum, bulutlar da hala gökyüzünde.” Eee ne olmuş? Artık karanlık ve hırçınlar. “İyisi mi sen onları rahat bırak. Öfkelerini kustuktan sonra da orada olacaklar.” Geri dönecek mi diyorsun? “Hayır ama sen yaşamayı öğreneceksin.” Ben de bunun peşindeyim ya işte. “Yanlış yoldasın ama.” En azından yoldayım. Aylar oldu evden çıkmadım. Alışamıyorum. Güneşi unuttum, ayları, günleri… “Bir gün sen de gideceksin. Sevmek bu değil.” Neden inanmıyorsun bana? Ne kadar acı çektiğimi görmüyor musun? “Tek gördüğüm korkak bir kadın. Yanlış yolu bilerek seçiyorsun.” Yeter. Beni yargılamaktan zevk mi alıyorsun? Sen destek değilsin, insan bile değilsin. “Ben sana gerçekleri söylüyorum, bu yüzden de duymak istemiyorsun.” Git, beni yaralıyorsun. Git artık, git!

Gitti.

Ona bağırmak istemezdim aslında. Ne de olsun sen öldüğünden beri yanıma gelip benimle iki kelime konuşan bir tek o var. Tabi insanları suçlayamam. Kimseyi istemediğimi cenaze de haykırmadım mı? Omzuma dokunan elleri ittim, göz yaşı döken herkesi kovdum. Çünkü senin için benden başka kimse ağlayamazdı. Ben seni sevdim. O inanmasa da seni toprağın altına göndermemek için her şeyi feda edebilirdim. Evet evet, ben suçsuzum. Bütün kalbim senindi. O gün sana kızmıştım. Ama bilmeliydin gerçekten kastederek git demeyeceğimi. Bana inanmadın sen de onun gibi. Aslında bütün suç ikinizin. Belki de o doldurdu seni. Bana yaptığı gibi, senin başında da konuşup durdu. Hiç korkmadı mı? Kalkıp onu boğarsın diye. Ben bazen korkardım, gözlerinin içine bakınca. Çok şiddetli kavgalarımız olurdu. Hep mutlu değildik tabi ki. Sen daha şeydin, sıkıntılı gibi. Bilmiyorum, ben seni üzecek bir şey yapmadım. Ama evet, şimdi daha iyi görüyorum. Sanki pek gülmüyordun son zamanlarda. Öfkeliydin. Evet evet, ben kendimi haksızlığa uğramış hissederdim. Ne diye bana öyle bakardın ki sanki? Bir gece uyku ile uyanıklık arasında “Beni sevmiyor musun artık?” diye sormuştum hatta. Cevap vermemiştin. Hırsımdan bir hafta nasılsın dememiştim sana. Oysa şimdi anımsıyorum, ertesi sabah “hiçbir şeyi eskisi gibi…” deyip susmuştun. Bir hafta sonra mutluyduk. Beni işe yollamamıştın bir gün. Yanında kalmamı istemiştin. Gülüyordun, hatırlıyorum. Seni sevdiğimi söylemiştim yüz bininci kez belki. Biliyordun işte. Her şeye rağmen kalmak zorundaydın. Suç ikinizin. Seninki güvensizlik, kendini bana anlatmama, onunkisi daha fena: atıp tutmalar, yalanlar, kışkırtmalar. Ne oldu? Kavgalı ayrıldık. Ben sana git dedim, sen öldün. Belki de suçlu yalnızca o. Her şey adi planının bir parçası. Beni bitirmek için saldırdı bize (kendini bitirmek istiyordu çünkü). İkimiz de kaybolduk. Vicdanımın, duygularımın, senin dertlerinin, aylardan beri yaşananların yer aldığı bir oyun bu. Acı sarmalı adı da. İçinde kalakalmışım, çıkış yok.

“Büyük senaryo, tebrikler…” Sen hala gitmedin mi? “Rahatladın mı bari? Bir kılıf buldun kendine, şöyle afili de bir isim taktın ona”

Sakinleşemiyorum. Yok, olmuyor. Şu insan müsveddesi uzaklaşmadan nefes alamayacağım.

Git dedim sana git! Polis çağıracağım. “Çağırsana, onlara nasıl adam öldürdüğünü anlatayım.” Ben öldürmedim ki. Ben mi öldürdüm? Orada mıydın sen? Yaptım mı gerçekten? “Sen görmeyerek, sormayarak, korkarak öldürdün. Ben’i sevmiyor musun dedin ona. Seni seviyordu. Fazla mutluydu seninle. Dünya bütün anlamını yitirmişti artık onun için.”

Bana anlatabilirdi.

“Anlayacağına inanmadı. Sen günlük dertler peşindeydin, ‘ben’in peşindeydin. Dedim ya belki de hiç sevmedin onu, anlamadın.”

Haksızlık. Ne bileyim bu kadar çabuk yorulacağını?

“Yorulmadı, yalnızca bir şeyi çözmeye çalışıyordu. Ve sen de içten içe aynısını düşünüyordun.”

Saf memnuniyet, huzur ve aşk dolu yalnızca ikimizden bir dünya.

“Öte yandan iplerle bağlı olduğunuz hayat, sorumluluklar, yine kendi istekleriniz için uzaklaşmanın mümkün olmadığı düzen.”

  Ne çok ip var insanı dışarıya çeken. Kabuğumuzda öyle bir hayat sürmemiz imkansızdı.

“Uçuk huzur arayışıyla başını her kaldırışında, düzene boğuluyordu. Zamanı saatle değil işle ölçtüğünüz için işi bıraktı. Biliyordun, duymuştun telefonda konuşurken. Ama sorgulamadın. Sonra para lazım oldu. Sen sürekli yeni şeyler görüp beğeniyordun. Yok diyemiyordu.”

Beraber karar vermeliydik. Bilmeliydim ne istediğini.

“Sorsalar sana, sen de sadece onu istediğini söylemez miydin?”

Öyleydi ve hala öyle.

“Ama o senin bazı iplerin peşinde koştuğunu düşündü. Sen onu onun gibi sevmiyordun, buna inandı.”

Ben onu onun gibi sevmiyordum.

“O da seni senin gibi sevmedi.”

Gözlerimi kapattım. Aynadaki ses artık susabilirdi, anlamıştım.

Betül Nisa GENÇ


Like it? Share with your friends!

Betül Nisa Genç
İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunuyum. Marmara üniversitesinde tıp okuyorum. Tam bir insan olabilmek ve insanı anlayabilmek için yazıyorum.

1 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  1. Çok etkilendim diğer yazılarınızı da okudum ve bu beni çok etkiledi inşallah böyle eserler okumaya devam ederiz:):)