Ahmet Gencal Söyleşisi


Ahmet Gencal

Yazarları sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz. Bu seferki söyleşimiz Yazar Ahmet Gencal ile. Kendisi bir öğretmen olarak sorularımızı titizlikle cevapladı ve edebiyatla alakalı bizlere çok şey öğretti. Umarım siz de beğeneceksiniz. Fazla bekletmeden sorularımıza geçelim;

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? Ahmet Gencal kimdir?

Sevmiyorum ben bu kendini tanıtma faslını nedense, hem de hiç sevmiyorum. Adını, doğum yılı ve yerini, mezun olduğun okulları söylemek… CV yazmasını da sevmem zaten…

Beni başkaları tanıtmalı size, bir arkadaşıma sorsaydınız ne derdi acaba? Resmi, soğuk, asık suratlı mı derdi? İnsanlardan geri çekilir, sanki ilk günkü gibi, yeni gelmiş gibi davranır mı derdi? Çok hassas, romantik kendini soyutlayan birisi mi derdi?

Peki, ben ne derdim mi dediniz?

Kim kendini tanıyabilmiş ki tanıtsın derdim herhalde…

Kendini tanıma yolunda ağır aksak ilerleyen birisi derdim belki.

Sonra, yirmi yıldır öğrencilerimle aynı havayı solumanın, onlara küçücük şeyler katmanın mutluluğunu yaşamaya çalıştığımı derdim.

Derdim de derdim…

  • Edebiyatla ilişkiniz ve yazma maceranız nasıl başladı?

İlişki mi dediniz? Bir ilişkinin olabilmesi için önce tanışmak gerekir, ben henüz tanışma aşamasındayım… Demin söylemiştim ya kendimle ilgili konuşmayı hiç sevmem diye, tanıştırmayı da beceremiyorum çoğu zamanlar. Kim bilir belki tanıştırılmalıyım değil mi? Yavaş yavaş olsun ama, öyle birden bire tanırlarsa beni heyecanlanırım ben. Gümbür gümbür tanınan dostların, sessiz sedasız tanıştırmalarında geçmeliyim…

Sonra; gelsin çaylar, kahveler…

  • İlk kitabınızın ilk baskısını elinize aldığınızda ne hissettiniz?

O anı çok çok iyi hatırlıyorum… Organ bağışı yapmış gibi hissetmiştim. Ben habire organlarımı bağışlayıp duruyorum zaten…

Önce “Hayatım Çaykara”, sonra “Baba ile Oğul Arasında”, sonra “Keşke Bugün Yarın Olsa”, sonra şu an ameliyat masasında dizgi aşamasında olan “Turuncu Mandal”.

Ayrıca “Karınca Faytonları” var, bir yayınevine yolladım bu yakınlarda, kim bilir hangi doktor bakıyor sağına soluna, işe yarar görürse onu da sürecekler piyasaya…

Bu aralar içimi kıpır kıpır ettiren “Verbotene Liebe – Frau Cevher” var. Ve yirmilik yaş dişim gibi sancılandığım “Deveye Diken” de var…

İlk kitap diye sormuştunuz, ben neler dedim böyle…

İlk ve son yoktur… İlk kitap, son kitap da neyin nesi…

  • En sevdiğiniz ve en çok kullandığınız cümle nedir?

Yok. Ne en sevdiğim cümle var, ne de en çok kullandığım cümle.

Bilmem… Belki en sevdiğim ve en kullandığım kelimedir bilmem…

  • Fırsatınız olsaydı bütün insanlara okutacağınız bir kitap var mı?

Bu sorunuza son kitabım “Turuncu Mandal” dan bir alıntı ile cevap vermek istiyorum…

Sıra Bende

Kesinlikle böyle olmalı… Yeni çıkmalı fırından, baskıdan. Yüz binlercesi…
Paketlenmeli, sarmalanıp sarılmalı, kasalanmalı, belki de milyon adet…
Ülkenin her tarafına ulaştırılmalı, her kitapçının rafına girebilmeli,
En çok okunanlar listesinde yıllarca tepede kalmalı, okunmalı, okunmalı…
Başka dillere çevrilmeli, bütün herkese ulaşmalı, tüm dünya insanlarına…
Turuncu Mandal’ı herkes okumalı, tatmalı, hissetmeli, anlamalı…

  • Türk ve dünya edebiyatından en beğendiğiniz yazar kimdir?

Gerçekten cevaplaması çok zor bir soru.

Sorunuzu okuyunca;

Sabahattin Ali ve Tomris Uyar ile Hasan Boğuldu’da piknik yapmak istedim nedense. Uzaktan klarnet seslerini duya duya…

Sonra, Zülfü Livaneli ve Selda Bağcan ile “Uğurlar Olsun” u mırıldanmak istedim Şener Şen’in yazlığının bahçesinde. Metin Akpınar tatlı bir fırça çekmeliydi bize neden beni çağırmadınız diye…

Sonra, William Golding ve Ernest Hemingway ile beraber Bohemian Rhapsody mırıldanırken J.K. Rowling’in yanımıza gelip bizleri Robin Sharma’nın The Titan Summit’ine davet ediyor, yanımda oturan Jim Carry’ye ”Günaydın ve olur da görüşemezsek iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler.” diyorum…

Yazar deyince, kitap, sinema ve müziği beraber hissediyorum…

Gibi, gibi, gibi…

  • Gerçekleşmesini istediğiniz en büyük hayaliniz nedir?

TDK Türkçe sözlükte geçen kaç kelime vardır sizce?

Öyle bir şey yazmak isterdim ki, içinde hepsi olsun…

Siz sordunuz… Hayal dediniz… Hayal bu ya…

Ben sadece cevapladım…

  • Mezar taşınıza ne yazılmasını isterdiniz?

Bu soru geldiğine göre söyleşimizin sonuna yaklaştık demek ki.

Mezar taşı denince herkesin aklına son gelir nedense. Oysa benim için mezar taşı son demek değildir…

Ölmek ölmek değildir aslında, ölmek görmemektir sadece, görememektir, öpememektir, koklayamamaktır, kıvrılamamaktır yanına, nazlanamamaktır…

2011 yılına ait bir “Turuncu Mandal” sayfasını sizinle paylaşayım ister misiniz?

İKİ SATIR

İki satır olacak veda mektubun sevdiklerine
Sığdıracaksın iki satıra tüm söyleyemediklerini.
Belki bir damla gözyaşı, dağıtacak mürekkebi, iz bırakacak.
Yazdığın kâğıttan kalplere giden bir iz olacak,
İki satır ve bir damla…

Sarhoş olacaksın, içi bomboş bir sarhoş,
Tokuşturacaksın kadeh yerine pişmanlıklarını.
İki satır olacak, vazgeçmeyeceksin bundan.
Keşkelerin sona erecek, bir damla olacak.

İki satır yazılacak mezar taşına ancak,
Özetleyecek, kısaltacak, sonsuzluğun kapısı olacak…
Elveda diyeceksin, yoksa hoş geldiniz mi?

İki satır ancak anlatacak, koşmaya başlayacaksın…
İki kere öpeceksin, seveceksin gönülden,
Bırakıp gideceksin, istemeden, ağlayarak…

Geriye ne mi kalacak koskoca bir ömürden?
İki satır olacak, bir de bir damla gözyaşı…

  • Yazmayı amaç edinmiş okuyuculara yazarlık yolunda ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Yazmak hiçbir zaman amaç olmamalıdır, yazmak için yaşamamalılar, yaşamak için de yazmamalılar…

Sadece bir an olsun kendilerine kalabilmeyi alışkanlık haline getirdiklerinde “Kendim olsaydım kendim için ne yapardım?” diye sorabilsinler cesurca…

Hani o resmi yeni çekilen kara delik ile göz göze gelmek gibi aslında, tüm mesele içerde miyiz yoksa dışarda mı sorusunu cevaplayabilmekte…

İçimizdeki kara deliklere bakmanın zamanı geldi de geçiyor…

Şimdiye kadar deliler gibi okudular, ellerine geçen her şeyi okudular, yorumladılar, eleştirdiler, gözlük camlarını çok kere değiştirdiler, şimdi sıra yazmakta. Okumadan yazsınlar ama. Tek satır okumadan deliler gibi yazsınlar…

Her şey o iki satırı yazmaya başlamakta, önce iki satır yazacaklar, sonra neler kusacaklar onlar da şaşıracaklar…

Mükemmel bir terapi, inanın buna…

  • Okurlara önerebileceğiz 3 kitap hangileridir?

Bir öğretmene sorulabilecek en zor soru. Bir öğretmen hangi öğrencisini ayırabilir ki?

Özel alanımıza, burnumuzun dibine en sevdiklerimizden başka kimler girebiliyor? Burnumun dibinden o kadar çok kitap geçti ki benim. Kimini ben okudum, kimi beni okudu, kimi ise beni bana okudu…

Aylarca bir kitap okudunuz mu siz hiç? O kadar çok kitabın içine girdim ki ben, o kadar çok tekrar yaptım ki…

Kitap okurken filmini, röntgenini çekerim ben… Önce televizyondaki haber spikerlerinden birisi okur bana kitabı. Sonra bir karakterin gözünden okurum, daha sonra öbür karakterin gözünden okurum, anlatıcının gözünden değil de onun dilinden sesli okuma yaparım sonra. Daha sonra hava durumuma göre kimi zaman bir dağ başında, kimi zaman oturma odamda çay kahve eşliğinde o kitabın yazarıyla karşılıklı okurum, daha doğrusu o bana okur, ben ikide bir okumasını, sözünü falan keserim. Sonra gıcık olur bana, terk eder…

Pardon bu arada en son sorduğunuz soru neydi?

  • Ayrıca eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Bu aralar oturma odam çok kalabalık, bu aralar eline mandal alan kutlamaya geliyor. Tamam diyorum, az kaldı “Turuncu Mandal” dizgi aşamasında diyorum, sabredin diyorum…

Hadi diyorlar, gideceğiz diyorlar, bizi bekletme diyorlar…

Ben, olmaz diyorum, hadi boş durmayın işe yarayın, şöyle bol şekerli kahve yapmasını öğrenin, önce İnce tezat okuyucularına sonra da tüm kahve sevenlere…

Kahve içtik diye kırk yıl sonra gelmeye falan kalkmayın olur mu? Daha sık uğrayın, baksanıza yavaş yavaş da kahve yapmasını öğreniyorlar içeridekiler…


Like it? Share with your friends!

2 shares
İnce Tezat
Kişisel yazılarınızı bize göndererek sitemizde yer almasını ve daha fazla kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. https://www.incetezat.com/misafir-yazarlik/

1 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Send this to a friend